Rızık

Rızık, terim olarak "Yüce Allah'ın canlılara yiyip içmek ve yararlanmak için verdiği şeyler"e denir. İslam inancına göre her canlının rızkını veren Allah Teala'dır.

Kur'an'da; "Yer yüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın..." (Hûd, 11/6) buyurulmuştur.
Yüce Yaratıcı rızkı kullarından kimine bol kimine de az olarak verir: "Allah rızkı dilediğine bol verir (dilediğine de) kısar" (Ra'd, 13/26). Rızkın taksim ve takdiri tamamen Cenab-ı Hakk'a ait olan bir husustur. Kul dünyada çalışır, çabalar, sebepşere sarılır ve rızkını elde etmek içn her meşru yola başvurur. Allah da kulunun gayret ve çabasına göre rızkını yaratırç Allah'ın, kulun rızkını rakdir etmesi tembellik yapmayı, çalışmamayı, miskinlik edip boş boş oturmayı, yanlış bir tevekkül anlayışına kapılarak "Nasıl olsa Allah benim rızkımı gönderiri" demeyi hiç bir şekilde gerektirmez. O halde çalışmak kuldan, rızkı yaratmak ise Allah'tandır.
Dinimiz rızkın helal yollardan elde edilmesini ister. Bir ayette: "Artık Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin..." (Nahl, 16/114) buyurularak helal olanların yenilmesi emredilmiş, haram olanlar ise yasaklanmıştır.

Bir Ayet Bir Yorum - Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Hz. Peygamber ve Vahiy

İnsan hem yapısı gereği hem de bulunduğu konum itibariyle ilahi mesaji doğrudan almada zorlanacağından; mesaj, vahiy meleği aracılığı ile ilahi alemden insanlık alemine, insanın kavrayabileceği düzeyde indirilerek insan olan peygambere gönderilmiştir.

İlahi mesajın anlaşılması ve uygulama yönteminin tesbiti için Peygamberin aracılığına ihtiyaç vardır. Nitekim Allah Teala da bu gerçeğe dikkatimizi çeker ve bir çok ayette Peygambere uyulmasını emreder:
"De ki: 'Ey İnsanlar! Ben sizin hepinize gönderilmiş göklerin ve yerin sahibi Allah'ın elçisiyim. O'ndan başka tanrı yoktur. O diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah'a ve O'nun kelimelerine gönülden inanan, elçisine iman edin ve ona tabi olun ki, doğru yolu bulasınız." (A'raf, 7/158).

Read More......

Nazar

İslami kaynaklarda "isabet-i ayn" olarak geçen ve kültütümüzde daha çok "nazar değmesi", göz değmesi olarak kullanılan "nazar"; özellikle bazı kimselerin bir insana, hayvana veya güzel bir eşyaya, alete bakması ile ona etki etmesi, zarar vermesi, insanın hastalanması gibi anlamlarda kullanılmaktadır.

Peygamberimiz (s.a.s.): "Göz değmesi gerçektir" (Buhari, "Tıb", 36) buyurmuştur.
Allah'tan yardım isteyerek, nazara karşı Fatiha, İlhas Felak ve Nas sürelerinin okunması tavsiye edilmiştir.

Ancak nazar değmesin diye muska, gök boncuk, ağaç parçası, at nalı, kafa tası vb. şeyler takmaki nazardan kurtulmak için kurşun döktürmek, tütsü yapmak doğru değildir.

Peygamberimiz (s.a.s.), "Allah'ım! Ey insanların Rabbi! Ey acıyı, sıkıntıyı, hastalığı gideren Allah, bu hastaya şifa ver, çünkü sen şifa verensin, senden başka kimsede şifa veremez. Bu hasataya öyle bir şifa ver ki, onda hiçbir hastalık kalmasın." diye dua etmiştir. (Ebu Davud, "Tıb", 19; Buhari, "Tıb", 38)

Yine Peygamberimiz kötülüklere, kötü insanların şerlerine karşı "Yarattıklarının şerrinden tam kelimeleriyle Allah'a sığınırım" diyerek Allah'a sığınmıştır (Ebu Davud, "Tıb", 19)

Read More......

İnsanın Yaratılış Gayesi

Allahu Teala, kainattaki her şeyi ilahi bir gaye ve belli bir ölçüye göre yaratmıştır. Bütün varlıklar bize Rabbimizi tanıtmakta ve yaratılan her şey O'nu anarak tespih etmektedir.

Kur'an-ı Kerimde'de: "Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O'nu tespih eder. O'nu övgü ile tespih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tespihini anlamazsınız..." (İsra, 17/44) buyrulmaktadır.

Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle en güzel surette yaratılan ve bütün yaratılmışların kendisine hizmet etmek için yarıştığı insan da, bu kadar nimeti veren Yüce Yaratıcıyı çokca anmalı ve sorumluluklarını yerine getirmelidir.
Allahu Teala, "Ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım" (Zariyat, 51/56) buyurarak, insanın başıboş davranamayacağını haber vermektedir.

Yüce Rabbimiz: "Hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için, ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O azizdir, gafurdur" (Mülk, 67/2) buyurara bütün insanlığın hayat boyunca bir imtihandan geçtiğini haber vermektedir.

O halde bizler de ömrümüzü, hesabını verebileceğimiz davranışlarla tüketmeye, hayatımızı Allah'ın rızasına uygun şekilde sürdürmeye gayret gösterelim.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Allah'ın Rahmetinden Ümit Kesilmez

Rahman ve Rahim Allah'a nispet edilen en güzel isimlerdendir. Bu isimler Allah'ın rahmetinin inanan, inanmayan, iyi ya da kötü bütün kullarını kapsadığı ve O'nun çok merhamet edici olduğunu vurgulamaktadır.

Bu yüzden insan Allah'ın rahmetini, ihsanını düşünerek affedileceğini ümit etmelidir.

Çünkü Allah: "De ki; Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." (Zümer, 19/53) buyurarak rahmetinde ümit kesilmemesini, bağışlama ve merhametinin çok olduğunu bildirmektedir.

Ancak "Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin"den günah işlemeye devam edin anlamı çıkarılmamalıdır. Bu ayetten çıkarılabilecek en iyi ders, insanların ne kadar günahkar olurlarsa olsunlar tevbelerinin kabul edilebileceğinin ve bir an önce kötü yoldan vaz geçip Allah'a yönelmeleri gerektiğinin şuuruna varmalarıdır.

Gerçekten de Allah'ın rahmeti sonsuzdur ve her şeyi kuşatan bir özelliğe sahiptir. İnsana düşen ise bu ilahi rahmetten ümidini kesmemek ve rahmetten olduğunca istifade etmektir.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Allah Kainatın Tek Yaratıcısı ve Sahibidir

Aklı-ı selim düşünen insanlar, kainatta gördüğümüz sağlam ölçü ve düzenin tesadüfen olamayacağını bilirler. Kainattaki her varlık, bize bir Yaratıcı'nın varlığını işaret eder. Kainata tefekkür ile bakan her göz, bu varlık aleminin bir Yaratıcı'nın eseri olduğunu görür.

Allah'ın varlığından şüphe edilemez. Allah, tek Mutlak Varlık olarak bütün kainatı ayetlerle (işaretlerle) donatmıştır. Allah'tan şüphe edenler, tesadüflere inanmak gibi bir saçmalığın ve vehmin pençisine düşmüşlerdir.

Sadece Allah'ın var olduğunu kabul etmek iman etmek için yeterli değildir. İslam'da Allah'a imanın temel ilkesi tevhiddir.

Allah'a imanın temel ilkesi tevhiddir. Hakiki anlamda iman, tevhid ilkesi ile tezahür eder. Tevhid her anlamda Allah'ın varlığına ve birliğine iman etmeyi gerektirir.
Tevhid dini olan İslam'da, Allah'a ortak koşmak yasaklanmıştır. Zira, Allah'a ortak koşanlar mutlak teslimiyetten uzaklaşmış, tevhid ilkesine ters düşmüşlerdir.

Tevhid, bütünüyle Allah'a yönelmek, sadece Allah'ın Mutlak kudret ve hüküm sahibi olduğuna inanmak demektir.

Allah'ın sevdiklerini sevmek, sevmediklerini sevmemek; emrettiklerini yapmak, yasakladıklarından kaçınmaktır.
Allah'tan ümit edip, Allah'tan korkmaktır.

Read More......

Adab-ı Muaşeret

Görgü kuralları (Adab-ı Muaşeret) toplum huzurunu sağlayan en önemli esaslardandır. İnsanlar arası saygıyı korumak için, dinin sınırını çizdiği helal-haramlar gibi; din ve örfün birlikte tayin ettiği adab-ı muaşeret kuralları da son derece önemlidir.

Zerafet, kibarlık, iyi ilişkiler kurma, incelik gibi anlamlara gelen edep (çoğulu adab) kişi ve toplumlara Yüce Allah'ın rahmet nazarıyla bakmasının bir tecellisi, insanları her türlü beladan koruyam bir sığınaktır.

İnsanlar arası ilişkilerin gelenek, görenek ve ahlak kurallarına uygun olarak sürdürülmesi, kişiye kul hakkını öğrettiği gibi, Allah hakkını da öğretir.

Edepli olmak insan ve Yaratana saygıyı da öğreten bir esastır. Kur'an-ı Kerim, Mü'minlerin, Sevgili Peygamberimiz ve eşleriyle adab-ı muaşeret dairesinde nasıl iletişim kurmaları gerektiğini tafsilatıyla anlatmıştır (Ahzab, 33/53).

Adab-ı muaşeret hayatın her safhasında ibadetten istirahata, selamlaşmadan vedalaşmaya, aileden topluma; hayatımızın her anını kolaylaştıran esaslar bütünüdür.

"Edeb bir tâc imiş nûr-i Hüdâ'dan, Giy ol tâcı emin ol her belâdan...

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Yaş Kesen Baş Keser

Yüce Allah, yarattığı her şeyi insan için yaratmış, onun hizmetine vermiştir. İnsanlar hizmetine sunulan ve hayati öneme sahip bir nimet de ağaç ve yeşilliktir.

Kur'an ve Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) sünnetinde ağaç ve yeşilliğe büyük önem verilir. Peygamber efendimiz faydasından dolayı meyve verenleri başta olmak üzere ağaç dikmenin faziletlerini bildirmiştir.

İnsanların çok çeşitli ihtiyaçlarını gören ağaç nimetine gerekli önem verilmeli, ağaçlar ölçüsüz kesilmemelidir. Buna dikkat edilmediği takdirde hem hava, hem sular, hem de çevre bundan olumsuz etkilenir.

İnsanların ve hayvanların ihtiyaçları karşılanamaz hale gelip hayatları tehlikeye bile girebilir. Bu sebepten atalarımız "Yaş kesen baş keser" diyerek konunun hassasiyetini belirtmişlerdir. Bu söz de Müslümanların ağaç ve yeşilliğe ehemmiyet verip, duyarlı olduklarını gösterir.

Peygamberimiz bir hadislerinde buyurmuştur ki: "Müslüman bir adam bir fidan diker veya ekin eker de ondan bir yabani hayvan, kuş, yahut başka bir canlı yerse, muhakkak o yenilen şey onun için kıyamete kadar sadaka olur." (Buhari, "Edeb", 27)

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Baharın Habercisi: Nevruz

Yeni gün anlamında Farsça bir kelime olan Nevruz, Türk kültüründe, habarın gelişini, doğanın uyanışını temsil etmekte; bolluk ve berekete kavuşmanın simgesi olarak kabul edilmektedir.

Geçimlerini toprağa ve hayvancılığa bağlı olarak sürdüren eski Türkler, hayvanların otlağa çıkarılması ve ekin döneminin başlaması için, 21 Mart tarihini yılın başlangıcı olarak kabul etmişler ve "Nevruziye" veya "Bahariye" denilen şiirlerle farklı eğlence ve etkinliklerle bayram olarak kutlamışlardır.

Nitekim Nizamü'l-Mülk, Siyasetname adlı eserinde bu bayramın aynı zamanda yılbaşı olduğunu belirterek Nevruz geleneklerini anlatmaktadır.

Osmanlı döneminde, özellikle padişahın nevruz tebriklerini kabul ettiği, halkın Nevruz'unu kutladığı 21 Mart tarihli, Nevruz-ı Sultani olarak anılmaktadır. Bu günde, gazel ve kaside olarak yazılan Nevruziye adlı şiirler padişahlara ve devlet adamlarına sunulurdu.

Nevruz kurlamaları Cumhuriyetin ilk yıllarında da resmi olarak devam etmiştir. Nitekim 22 Mart 1922 tarihinde Ankara'da Nevruz şenlikleri düzenlenmiş ve Atatürk'de bu şenliklerde hazır bulunmuştur.

Nevruz, 1991 yılında Türk Dünyasında ortak bir bayram günü olarak kabul edilmiş; Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan ise bu günü Milli Bayram ilan etmişlerdir.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Ölüm Hayatın Aynasıdır

Ölüm deyince herkes inancına, anlayışına, zihin ve gönül haline göre farklı duygular yaşar. Ölüm kimi için korku olurken, kimi için de sevgiliye kavuşma anıdır.

Her ne şekilde düşünülürse düşünülsün, ölüm hayatın bir gerçeğidir, kaçınılmaz bir sondur. İnsan için önemli olan "ölüm hali"nin nasıl olacağıdır.

Bir kimsenin ölüm anı hem geçmiş hem de sonraki hayatı hakkında fikir verir. Başka bir ifade ile ölüm, her insanın dünya hayatındakiş yaşama biçimine göre sonuçlanır.

Bir mümin ölürken yanına gelen melek ona, üzülmemesi, korkmaması, kendisine vaat edilen cennetle sevinmesi doğrultusunda müjde verir (Fussilet, 41/30).

Böyle bir hal ile karşılaşan mü'min mutlu olur, bir an önce rabbine kavuşmayı ister. İnançsız ölen kimseye de amili doğrultusunda cezaya maruz kalacağı gösterilir. Böyle bir kimsede ölümden nefret eder, ölmeyi istemez.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Müslüm Kardeşine Üç Günden Fazla Dargın Duramaz

Müslümanlar kardeştir. Ancak, dinen kardeş olmarına rağmen Müslümanlar arasında da kırgınlıklar yaşanabilmektedir. Kırgınlık ve gerginlik sonrası öfkenin yatışması için en fazla üç gün mühlet verilmiştir.

Peygamberimiz şöyle buyurur: "Birbirinizle ilgiyi kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize kin beslemeyin, kıskanç olmayın, Allah'ın kulları kardeş alun! Müslümanın, Müslüman kardeşine üç günden fazla dargın durması helal değildir. İki Müslüman birbirleriyle karşılaştıkları zaman birisi yüzübü şu tarafa çevirir, diğeri ise öteki tarafa çevirir. Halbuki bu iki müslümanın hayırlısı önce selam verendir." (Tirmizi, "Birr" ve "Sıla", 21,24)

Yüce Allah da dargınların barıştırılmasını emreder: "Müminler ancak kardeştirler, onun için iki kardeşinizin aralarını düzeltin ve Allah'tan korkun ki, rahmete layık olasınız!" (Hucurat, 48/10)

Tabiundan Said b. Müseyyeb, iki kişinin arasını düzeltip, dargınları barıştırmayı birçok nafile namazdan ve sadaka vermekten daha üstün görmektedir. (Muvatta, "Hüsnu'l-Hulk", 1)

Müslümana yaraşan, barışmak ve barıştırmak olmalıdır.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

İslam Kardeşliğinin Gereği

Kur'an, "Müminler ancak kardeştir" (Hucurat, 49/10) ilkesi ile müminlerin birbirlerine karşı duruşunu belirler.

Hz. Peygamber Müslümanların maddi ve manevi her konuda birbirlerine yardımcı ve destek olmalarını sağlamak için önce Mekke'de Müslümanlar arasında kardeşlik (Muahat); hicretten sonra da ikinci kez Muhacirlerle Ensar arasında kardeşlik ilan etmiştir. Bunun sonucu Müslümanlar, Mekke ve Medine'de her konuda birbirlerine destek olmuşlar, sahip oldukları tüm imkanları birbirleriyle paylaşmışlar ve bu konuda çok anlamlı örnekler sunmuşlardır.

Din kardeşliğinin anlamı, dinin gereklerini yerine getirmede birbirine madden ve manen yardımcı ve destek olmak demketir.

Kardeşler arası dayanışma karşılıksızdır, sevgi temellidir, diğerkamlık esası üzerine kurulmuştur. Bu esasa göre mü'min, komşusu/kardeşi aç yatarken tok yatamaz, kendisi için istediğini kardeşi için de ister.

Hz. Peygamber, "Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et" (Buhari, "İkrah", 7) buyurur.

Buna göre mazlumun elinden tutarak ona destek vermeli, zalimin de zulmünden vazgeçirerek ona yardım etmelidir. Zira gerçek kardeş, iyi zamanda olduğu gibi, zor zamanda da kardeşinin iyiliğini düşünendir.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Münafık

Münafık, sözlükte kaybolmak, eksilmek, geçmek ve tükenmek anlamındaki "n-f-k" kökünden türemiştir. Din ıstılahında ise, kalbi ile inanmadığı halde inkarını saklayıp, dili ile inandığını söyleyerek mümin görünen kimseye denir.

Münafıklar, iman eden samimi Müslümanlardan dış görünüş olarak ayrılmazlar; fakat içyüzleri bambaşkadır. Kur'an-ı Kerim bunları şöyle ifade eder:

"İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde "Allah ve ahiret gününe inandık derler" (Bakara, 2/8); "Münafik erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların takendileridir." (Tevbe, 9/67)

Peygamberimiz (s.a.s.) de münafıkların, konuştuklarında yalan söylediklerini, verdikleri sözde durmadıklarını, emanete hıyanet ettiklerini, düşmanlıkta aşırı gittiklerini bildirmiştir (Buhari, "İman", 24; Müslim, "İman", 107).

Bu nedenle münafıklar yaptıkları çirkin işler ile büyük bir yanılgıya düşerler. Çünkü en ufak bir samimiyetsizlik bile iman gözüyle bakıldığında hemen anlaşılabilir.

Fakat her şeyden önemlisi gizlinin gizlisini bilen, her şeyin iç yüzünden haberdar olan Allah bu kimselerin ibadetlerinin geçersizliğini "...yapmakta oldukları şeyler (ibadetler) de geçersizdir." (A'raf, 7/139) ayetiyle belirtmektedir.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Allah'ın Sevmediği Kimseler

"Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez." (Nisa, 4/36)

Bu ayette belirtildiği gibi Allah (c.c.), kibirlenenleri sevmez.

Kibir; insanın kendisini başkalarından üstün görme hastalığıdır. İnsanlar arası münasebetlerde kendini beğenerek diğer insanları küçük görmek, övünmek, böbürlenmek, büyülük taslamaktır.

Basireti kör eden kibir, Allah'ın rahmetinden kovulmaya sebep olan şeytani bir özelliktir.

Allah Teala "Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin." (İsra, 17/37) buyurarak, kibrin ne kadar çirkin olduğunu; Rasulullah Efendimiz de ; "Kalbinde hardal tanesi kadar iman bulunan bir kimse cehenneme girmez. Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse de cennete girmez." (Müslim, "İman", 147) buyurarak kibirlinin ahiretteki durumunu haber vermektedir.

Allah'ın (c.c.) rahmet ve mağfiretini istiyorsak kalbimizi kibirden uzak tutup insanlara sevgi ve hoşgörü ile yaklaşmalıyız.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Nerde Birlik, Orda Dirlik

Kur'an ve Sünnet, dirliğin yolunun birlikten geçtiğini ısrarla vergular. Birlik, Yüce dinimiz İslam'ın tevhid dini olarak, toplumsal hayatta en fazla önem verdiği hususlardandır.

İslam'da Tevhid'in sosyal plana yansıması ve toplumun bütünlük içinde yaşaması, Müslümanların dünya hayatında huzurlu yaşamalarının bir anahtarıdır.

"Nerde birlik, orda dirlik", İslam'ın bu yaklaşımını en güzel ifade eden şiarlardandır. Bu demektir ki birliğin olmadığı yerde dirlik, düzen ve huzur olmaz.

"Toplam Allah'ın ipin sarılın, parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini anın..." (Al-i İmran, 3/103) ayeti de İslam'ın Müslümanların birliğine verdiği önemi ortaya koymaktadır.

Tevhid, inanç planında Allah'ın birliğini ifade ederken sosyal planda da toplumun birliğini ifade eder. Esasen gerçek tevhid inancı, İslam'da, toplumsal birliğin sağlanmasıyla tamamlanabilmektedir.

İslam'da birliğin esas olduğu toplumsal hayatta, faklı görüş, düşünce ve oluşumlara yer vardır, ama tefrikaya, parçalanmaya, bölmeye, bölünmeye ve ihanete yer yoktur. Bu anlamda birlik, gerçekten de dirlik demektir.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

İslam'da Kadın

İslam inancına göre Hz. Adem bütün insanlığın atası olduğu gibi, Hz. Hava da annesidir. İslam'da kadın yaratılış itibariyle erkeğe göre ikinci derecede bir değere sahip değildir.

İlke olarak insanların en değerlisi, takvada en üstün olanıdır. Nitekim, Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır..." (Tevbe, 8/71) ifadesiyle erkeğin kadından üstün olmadığı vurgulanmıştır.

İlk Müslüman kadınlar büyük hizmetler yüklenmekten kaçınmamışlar, askeri ve siyasi işlerde erkeklere yardımcı olmuşlar, savaşlarada bile büyük fedakarlıklarda bulunmuşlardır.

Hz. Hatice Müslümanlığı kabul eden ilk kadın olarak bu fedakarlıkların en büyük örneğidir.

Hz. Peygamber (s.a.s.) devrinde kadın sahabiler ilme de büyük katkıda bulunmuşlardır. Hz. Peygamber (s.a.s.)in hadislerini rivayet eden Hz. Aişe ve Hz Fatıma gibi pekçok kadın sahabi vardır.

İslam nazarında kadın, incitilmemesi, şefkat gösterilmesi gereken bir varlıktır.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Emanet

Güvenilir olmak, doğruluk, bir kimse koruması için geçici olarak verilen şey gibi anlamlara gelmektedir.

İslam literatüründe emanet oldukça geniş kapsamlı bir kavram olup, bir kimseye koruması için geçici olarak verilen malın yanında, ücret, kira, ortaklık hakkı, buluntu gibi maddi haklar ile iman, inadet ve ruh sağlığı, servet, makam ve mevki gibi imkan ve kabiliyetleri; sözleşmeleri; mesken ve aile mahremiyetine saygı, nimet ve ikrama teşekkür, selama karşılık verme, sırların saklanması gibi dini, ahlaki, sosyal ilke ve kuralları kapsamaktadır.

İslam'da emanet bırakılan kimse kural olarak emin kimse sayılır ve iyi niyetli olduğu kabul edilir ve emanet derecede titizlik gösterdiği sürece mala gelen zarardan sorumlu olmaz.

Ancak kişi bilerek, ölçüsüz, aşırı ve kusurlu davranarak malın zarar görmesine sebep olmuşsa verdiği zarardan sorumlu tutulur.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Hz. Aişe'nin İslam Kültüründeki Yeri

Hz. Aişe validemiz Mekke-i Mükerreme'de doğmuş ve Medine-i Münevvere'de vefat etmiştir. Müslüman kadınlar içerisinde Hz. Aişe validemizin çok büyük yeri vardır. O, Peygamberimiz (s.a.s.)'in saygıdeğer eşlerinden olup, Hz. Ebü Bekir'in kızıdır. Hz. Aişe (r.a.), son derece zeki, bilgili, haya sahibi idi. Peygamberimiz (s.a.s.)'i çok sever ve onu hiç üzmez, kırmazdı.

Onun zekasına, yüze ahlakına ve ilmine hayran olmamak mümkün değildi. Öğrendiği hiçbir şeyi unutmazdı.

O, İslam'ın kadınlarla ilgili pek çok meselelerini Peygamberimizden öğrenir, Müslüman kadınlar da onun vasıtası ile öğrenirlerdi. Rivayet ettiği hadislerin sayısı ikibinin üzerindedir.

Sayısız öğrenciyle birlikte, öksüz ve yetimleri bakıp beslemiş, eğitmiş ve ilmini onlarla paylaşmıştır. Hadis alimleri ondan rivayet edilen hadisleri derlerken, fıkıh alimleri de onun içtihatları ve fetvalarını kaynak almışlardır.

Peygamberimiz (s.a.s.)'in vefatından 47 yıl sonra vefat eden ve Peygamberimizin yanına gömülmek isteyen Hz. Aişe validemiz, Hz. Ömer (r.a.)'in şehit edilmesinden dolayı, kendisine ayrılan yere Hz. Ömer'in defnedilmesine müsaade etmişti.

Vefat ettiğinde vasiyeti üzerine Cennetü'l-Baki Kabristanlığına defnedilen Hz. Aişe validemiz, ilmi, cömertliği, kahramanlığı, aile yaşantası, edebi, vakarı, iffeti ve sabrı ile Müslüman kadınlara örnek olmuştur. Ashabı-ı Kiram arasında Ümmü'l mü'minin (Mü'minlerin annesi) olarak da büyük hürmet görmüştür.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Rüzgar Eken Fırtına Biçer

İnsanoğlu, karşılaştığı zorluklarla mücadelesinde çeşitli yöntemler geliştirir. Ama bunlar içinde sonradan en pişman olduğu tutumu, öfkeli haliyle takındığı tutumudur.

Haklı bile olsa kontrolden çıkmış öfkeyle hareket eden kimsenin aklı, daima ikinci planda kalacağından o kimsenin yanlış ve adaletsiz davranması neredeyse kaçınılmazdır.

Bu kontrolsüzlük, o an hesaplanamayan bir dizi hatayı beraberinde getirebilir.

Bazı hatalar vardır, haksız yere kalp kırmak gibi telafisi imkansızdır. Özellikle bu tür hatalar, insanının canını, öfkeye yol açan olaydan daha çok yakabilir.

Sonradan pişman olmamak için şiddetli tepki gösterilebilecek anlarda bile basireti kaybatmemek, esas olmalıdır. Böylece adaletten ve aftan yana takınılacak bir tutum, Allah'ın rızasına en uygun davranış biçimi olacaktır.

Atasözümüzdeki "rüzgar ve fırtına" sözleri bu durumu en özlü biçimde örneklemektedir. Rüzgardan daha şiddetli olan ve çevreye zarar veren fırtına, mecaz anlamda, tabiata zarar verenin verimsizlikle, insana saygı duymayanın yalnızlıkla karşılaşması vb. hayatımız içinde karşılık bulan birer manevi fırtına olarak düşünülebilir.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Mevlid Kandili

Yüce Yaratıcınıninsanlığa gönderdiği en son rahmet elçisi, Hz. Muhammed'in Allah'tan getirdiği mesajları anlamak, onun örnek ahlakını özümsemek, ona duyulan derin sevgiyi gönüllerden sözlere ve toplumsal bilince aktarmak amacıyla milletimiz, her yıl artan bir heyecanla onun dünyaya gelişini Mevlid Kandili olarak kutlamaktadır.

Kandiller; ışıklarıyla sadece karanlık gecelerimizi değil, aynı zamanda manevi feyziyle de daralan gönüllerimizi aydınlaran gecelerdir.

Kandiller; öze dönüşün, Yüce Yaratanımıza yürekten yakarış ve yönetilişin, günahlarla kirlenmeye yüz tutmuş gönüllerimizi arındırmanın, kısaca bize, kendimizi bulma ve bilmenin, nefsin yanıltıcı arzu ve isteklerinden uzaklaşmanın imkanlarını sunan kutlu zaman dilimleridir.

İşte Mevlud Kandili de insanı insan yapan bütün güzelliklerin odaklandığı bir şahsiyet olan Hz. Peygamberin doğumunu kutladığımız, onun hayatımızı aydınlatan insanlık ve merhametini, insaf ve adaletini, kerem ve cömertliğini, kısaca insanlığa sunduğu değerleri anlayıp hayatımızı onun yüce ahlakıyla güzelleştireceğimiz bir tazelenme mevsimidir.

Mevlid Kandilinin bütün insanlığa sevgi, rahmet, huzur ve barış getirmesini, Sevgili Peygamberimizi daha iyi tanımamıza vesile olmasını Yüce Allah'tan niyaz ederiz.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Ticaret Ahlakı

Peygamberimiz (s.a.s.): "Dürüst, güvenilir tüccar, peygamberler, sıddıklar, şehitler ve Salihlerle beraberdir." (Tirmizi, "Büyu", 4)
İşlerinde doğruluk ve dürüstlüğü prensip edinen kişiler toplumda saygı görür ve çevrelerinde sevilen insanlar olurlar. Alış-veriş ahlakı dünya genelinde evrensel kurallara sahiptir.
Her toplumda insanlar doğru ve dürüst satıcılardan alış-veriş yaparlar. Çünkü hiç kimse kandırılmış ve aldatılmış olmayı içine sindiremez.
Bunun için de her türlü alış-veriş işinde kendisini aldatmayacak satıcılara gider, alacağı şeyi anlardan tereddütsüz alır. Çünkü güven duyduğu kişinin kendisini kandırmayacağını bilir.
Birisi bir şey satacağı zaman da kendisini aldatmayacak bir alıcı arar. Zira her müslüman bilir ki alış-verişinde dürüst olan insanları Peygamberimiz (s.a.s.), çok güzel bir öüjde ile ödüllendirmiştir.
Bu da bi rinsanın erişmesi çok zor bir mevki olan salih kişiler, şehitler, sıddıklar ve Peygamberler ile aynı düzeyde muamele görmektir.
Alış-verişte düsürtlüğü ilke edinerek Peygamberimizin müjdesine muhatap olmak ne büyük şereftir.
Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Merhamet

"Merhamet etmeyene merhamet olunmaz." (Buhari, "Edeb", 18)

Acımak, merhametli olmak dinimizin üzerinde önmele durduğu prensiplerden biridir. Allah Teala'nın isimlerinden bir tanesi de acıyan, bağışlayan, merhamet eden ve merhametli olan anlamlarına gelen Rahim'dir. Kur'an-ı Kerimde'de konuyla ilgili pek çok ayeti kerime vardır.

Sevgili Peygamberimiz merhametli bir kişiliğie sahipti. O başkalarının hiddetle yaklaştığı pek çok olaya merhametle yaklaşmış, insanların kalbini daha kolay bir şekilde kazanmıştır.

Sevgili Peygamberimiz aile halkına, Müslümanlara ve özellikle çocuklara karşı şefkat ve merhametliydi. Sokakta çocuklarla oynar, şakalaşır, bir yetim görse onunla ilgilenir, başını okşardı.

Bir gün Peygamberimiz torunları Hz. Hasan ve Hüseyin ile oynuyor ve onları öpüyordu. Sahabeden Akra b. Habis onun bu halini görmüş ve yadırgayarak "Ey Allah'ın Rasulu! Benim on çocuğum var, daha onlardan hiç birini kucağıma alıp öpmedim" deyince ona cevaben "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz" (Buhari, "Edeb", 18) buyurarak bu halinin sevginin, merhametin bir nişanesi olduğunu beyan etmişlerdir.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Allah'ın Rahmeti

"De ki: Ey kendi aleyhinde aşırı giden kullarım. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O çok bağışlayan çok Affedendir." (Zümer, 39/53)

Bu hitap, Allah'ın (c.c.) kullarına sevgisinin, rahmetinin ve affının büyüklünü göstermesi açısından çok önemlidir.

İnsan, yeryüzünün halifesi olarak yaratılmıştır. Doğrularla yanlışları ayırdedebileceği bir akıl ve iradeyle donatılmıştır.

Ayrıca Allah (c.c.) gönderdiği kitaplar ve peygamberlerle ilahi hakikatleri açıklamıştır. İnsanlardan beklenen ise güçleri yettiği kadar Yaratanın emirlerine tabi olmaktır.

Fakat insanoğlu yasakları çiğneme konusunda zayıf bir tabiata sahiptir. Kendine ve bütün insanlığa zararı dokunan pek çok günahı işleyebilmektedir.

İşte Rabbimiz bu hitabında, işlenen günah n ekadar büyük olursa olsun, kulun affedilme konusunda ümitsizliğe düşmemesi ve tevbeye yönelmesi gerektiğini belirtmektedir. Çok merhametli olan Yaratıcının affından ümit kesmek, şeytanın aldatmalarındandır.

En büyük ginahları bile samimi bir tevbeyle affedeceğini bildiren Yüce Rabbimizin merhameti ne büyüktür.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Hasetten - Kıskançlıktan Kaçınmak

İnsan nefsinde yaratılış gereği iyi duygular olduğu gibi haset, kıskançlık ve aç gözlülük gibi olumsuz duygular da bulunmaktadır. Bu duygular insanı hayatı boyunca etkisi altına alır.

Haset, kıskanmak, çekememek, başkasında bulunan nimetlerden dolayı rahatsız olup kişiden o nimetlerin gitmesini istemektir. Haset, kalpte bulunan ve insanı kötülüklere sürükleyen en kötü hastalıklardan birisidir.

Müslümanın haset ve çekişmede değil hayırda yarışması gerekmektedir. Eğer insan bencillik eder başkalarının iyi durumda olmasını istemez ise bu dünyada mutlu olmadığı gibi ahiretini de mahveder.

Haset şeytani bir duygu olup, o duygudan her Müslüman'ın kendisini koruması gerekir. Konuyla ilgili Hz. Peygamber (s.a.s.) "Ateşin odunu yakıp bitirmesi gibi haset de iyilikleri yok eder" buyurmaktadır. (Ebu Davud, "Edeb", 44; İbn Mace, "Zühd". 24)

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Hediyeleşme

Hediyeleşme adetinin neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir geçmişi vardır. Hz. Peygamber, hediyeleşmenin insanlar arısındaki sevgi ve dostluğu geliştirdiğini, cimrilik, kıskançlık ve bencillik gibi kötü duyguları giderdiğini ve rızkın genişletilmesine vesile olduğunu belirterek hediyeleşmeyi teşvik etmiş (Muvatta, "Hüsnü'l-hukuk", 16), haklı bir sebep olmadıkça verilen hediyelerin geri çevrilmemesini istemiştir.

Sevgili Peygamberimiz, başta aile fertleri olmak üzere yakınlarına, arkadaşlarına ve komşu ülke hükümdarlarına çeşitli hediyeler vermiştir. Peygamberlik görevinin de bir gereği olarak kendisine verilen sadakaları geri çevirmiş, ancak temiz ve helal olduğu sürece hediyeleri kabul edip, hediyelere yine hediye ile karşılık vermiştir (Buharı, "Hibe", 7).

Günümüzde giderek zayıflayan aile ve toplum bağlarının güçlenmesinde Hz. Peygamber'in söz ve davranışlarıyla örnek olduğu hediyeleşmenin ayrı bir katkısı olacaktır.

Bu nedenledir ki , Müslümanlar hediye alıp vermenin sünnet olduğu bilinciyle hareket etmeli, çeşitli mutlu olaylar vesilesiyle bu güzel geleneği yaşatıp geliştirmelidirler.

Ancak, hediyeleşme adet ve geleneğinin sürdürülmesi için maddi güç ve imkanlar zorlanmamalıdır.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Allah Her Şeyi Görür

Yüce Allah kendi şanına uygun bir halde Basar (görme) sıfatıyla vasıflanmıştır. Bakmak, görmek, bilmeki görüş sahibi olmak anlamlarına gelen bu kelime; Allah'ın sıfatı olarak aydınlık ve karanlıkta her şeyi gören demektir. Bir ayette; "Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür." (Bakara, 2/110) buyrulmaktadır.

Allah, alet ve vasıta olmaksızın her şeyi görür. Hiçbir şey onun görmesinden gizli kalamaz. En karanlık gecelerde, karıncaların ve daha küçük yaratıkların kımıldamalarını görür ve bilir. Şüphe yok ki görememek ve bilememek büyük bir noksanlıktır. Böyle noksanlıklara sahip olanlar, İlah olmazlar. Yüce Allah ise bütün noksanlıklardan uzaktır.

O halde mümin, her zaman ve her yerde davranışlarına dikkat etmeli ve her işinde ölçülü olmalıdır. Çünkü insanlar yaptıklarımızıgörmeyebilir, konuştuklarımızı duymasa da Yüce Rabbimiz her şeyi görür ve bilir. Nitekim Kur'an'da, "Dilediğinizi yapın, Şüphesiz o, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir." (Fussilet, 41/40) burulmaktadır.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Hz. Musa Firavun Mücadelesine Bir Örnek

Hz. Musa İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerdendir. Peygamberliği sırasında azim ve kararlılıkla insanları Allah'a imana davet eden Hz. M usa'nın başından birçok olay geçmiştir. Kur'an-ı Kerim'de anlatılan Hz. Musakıssaları insalara pek çok şey öğretir. Bu kıssalardan bir tanesini kısaca aktaralım:

Hz. Musa devrin zalim kralı Firavun'a Allah'tan aldığı öğretileri aktarmak ve onu aydınlatmak ister. Firavun'un bütün kibrinei huysuzluğuna ve düşmanca tavırlarına karşın ona karşı nezaketi elden bırakmaz. Firavun Hz. Musa'yı müzadelesinde yenilgiye uğratmak için onu sihir yarışına davet eder. Bütün sihirbazlarını toplar ve marifetlerini göstermelerini emreder. Ancak Yüze Allah'ın mucizevi müdahalesinin sonucu olarak Hz. Musa'nın asası kocaman bir yılan olur ve sihirbazların uyduruk yılanlarını yutar. Halkın önemli bir bölümü zaten Hz. Musa'yı öteden beri çok sevdiklerinden gördüklerinin ihtişamından da etkilenerek Allah'a iman ederler. Bunun üzerine Firavun ve yandaşları Hz. Musa'yı ele geçirmek ve onu yok etmek isterken Kızıldeniz'ın sularında yine Allah'ın bir mucizesi olarak helak olurlar.

Read More......

Beddua

Beddua; herhangi bir sebepten dolayı bir kimse hakkında kötümser istek ve temennide bulunmaktır. İnsanın, kendisi veya başkaları aleyhinde "Allah kahretsin, Allah belasını versin" gibi ifadelerle yaptığı dualara beddua denir.

İslam, beddua etmeyi yasaklamıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.): "Kendi aleyhinize, evlatlarınızın ve mallarınızın aleyhine sakın beddua etmeyiniz ki; duaların kabul olacağı bir saate rastlarsınız da bedduanız kabul olmuş olur." (Müslim, "Zuhd", 74) buyurmuştur.

Peygamberimiz (s.a.s.) rahmet peygamberiydi; beddua etmekten kaçınırdı. İslam'ı tebliğ için Taif'e gittiğinde, orada kötü davranışlarla karşılaşmış; dönüşte taş yağmuruna tutulmuş, ayakları kanlar içerisinde kalmıştı. Allah tarafından kendisine; "Onlar aleyhinde yapacağı bedduanın kabul edileceği, dilerse onları helak edeceği" bildirilmiş; fakat O; "Hayır, belki bunların neslinden sana ibadet edecek çocuklar doğar. ya Rabb" (Buhari, "Bed'ül-Halk", 7) demişti.

Uhud'da dişini kıran, yüzünü yaralayan düşmanları için: "Allah'ım! Kavmimi hidayete erdir, çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar" diye dea etmişti.

Peygamlerimizin Allah düşmanlarına beddua ettiği de olmuştur. İslam davetçilerini şehit eden Kilab kabilesine, Kabe'de namaz kılarken kendisiyle alay eden müşriklere, Hendek muharebesinde düşmana beddua etmiştir.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Allah'ın İsimleri - El Esmâ ül Hüsnâ

En güzel isimler Allah'ındır. O'na o güzel isimleriyle duâ edin. Ve O'nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın, onlar yaptıklarının cezâsına çarptırılacaklardır

Allah'ın Adları
İsim Arapçası Açıklama
Adil العدل Herkese hakkını veren,
Afüv العفو Günahları affedip sâhibini cezâlandırmaktan vazgeçen
Âhir الآخر Varlığının sonu olmadığını belirtir ve insanlara vadettiği sonsuz hayâtı veren
Alîm العليم Bilgisi sonsuz olan, herşeyin farkında olup en ince noktasına kadar bilen
Aliyy العلي Yüksek, büyük ve yüce, güçte, bilgide, hükümde, irâdede ve diğer bütün yetkin sıfatlarında üstün olan
Allah الله Kendisinden başka olmayan "O" ilah. El-İlah'dan türemiştir.Diğer isimleri kapsar.
Azîm العظيم Çok yüce ve sınırsız ve kayıtsız büyüklük, üstünlüğün tek sâhibi, pek azametli olan, yüce.
Azîz العزيز İzzet sâhibi, mağlup edilmesi imkânsız olan, her şeye galip olan.
Bâis الباعث Ölüleri dirilten, her canlıyı ölümünün ardından yeniden dirilten.
Bâkî الباقي Süreklilik sâhibi, sonsuza kadar kalan, sonsuz.
Bâri' البارئ Yarattıklarını temiz ve sağlam bir nizâm üzere yaratan, olgunlaştırarak birbirinden farklı niteliklerde meydana getiren, âzâ ve cihazını birbirine uygun yaratan.
Basîr البصير Herşeyi her yönüyle eksiksiz gören, yarattıklarına da görme duyusunu veren.
Bâsit الباسط Her hayrı veren, lütuf ve rahmetini kullarına yayan, dilediğine bolluk veren.
Bâtın الباطن Gizli, cisim olarak görülmeyen, varlığı gizli olan, ancak varlığı da kesin olarak bilinendir.
Bedî البديع Emsalsiz, acâyip ve hayret verici âlemler yaratan.
Berr البَرّ İyilik ve güzellik, bağışta bulunma, kullarına yardımcı olma
Câmi الجامع İstediğini istediği şekilde, istediği zaman, istediği yerde toplayan.
Cebbâr الجبّار Azamet ve kudret sâhibi, istediğini mutlak yapan, dilediğine muktedir olan.
Celîl الجليل Büyüklük ve ululuğu pek yüce olandır.Güzeller güzeli.
Dâr الضار Zarar verici şeyler yaratan
Evvel الأوّل Herşeyden önce, öncelerin öncesi, başlangıçların yaratıcısı ve varlığının öncesi olmayan
Fettâh الفتّاح Kulların her türlü güçlük ve sıkıntılarını açan ve kolaylaştıran
Gaffâr الغفّار Kullarının günâhlarını tekrar tekrar affeden ve çok bağışlayan yüce varlık
Gafûr الغفور Mağfiret eden, suçları bağışlayan, affeden.
Ganî الغني Çok zengin, hiçbir şeye muhtaç olmayan.
Habîr الخبير Her şeyden haberdâr olan, herşeyin iç yüzünden ve gizli tarafından her yönüyle bilen
Hâdî الهادي Hidâyete kavuşturan, kulunu hayırla muvaffak kılan.
Hâfıd الخافض Allah'ın emirlerini dinlemeyen, başkalarını beğenmeyen, büyüklenip hak ve hukuk tanımaz zorbaları; rezil, perişan eden.
Hafîz الحفيظ Muhafaza eden, koruyup saklayan, yapılan işleri bütün ayrıntılarıyla saklayıp, herşeyi belli vaktinde âfet ve belâlardan koruyan.
Hakem الحكم Hikmet sâhibi olan, yaptığı her işte hikmeti gözeten, hükmeden.
Hakîm الحكيم Herşeyi inceliğiyle bilip buna göre emir ve yasakları vâzeden, buyrukları ve bütün işleri yerli yerinde olan
Hakk الحقّ Varlığı hiç değişmeyen, hiç yok olmayan ve gerçek olan.
Hâlik الخالق Yaratıcı olan
Halîm الحليم Acele etmeyen, günahkârların cezâsını vermeye güç yetirdiği onlara yumuşak davranarak cezâlarını geriye bırakan, hilmi çok olan
Hamîd الحميد Çok övülen, övgüye en çok layık olan.
Hasîb الحسيب Herkesin yaptıklarını tâkdir eden, yapılanları bütün ayrıntılarıyla bilip her insanı hesâba çekerek yaptığının karşılığını veren
Hayy الحيّ Ezelî ve ebedî diri olan, uyuklama, yorulma gibi noksanlıklardan uzak olan.
Kābid القابض Herşeyi sonsuz kudreti altına alan, bu kudretiyle kuşatıp kavrayan, herşeyi emri altına alıp tutan
Kādir القادر Kudret sâhibi, tükenmez kudreti olan, istediğini dilediği gibi yapmaya muktedir olan
Kahhâr القهّار haddi aşanları çok şiddetli kahreden.
Kaviyy القويّ Kudretli, güçlü ve sınırsız kuvvet sâhibi olan
Kayyûm القيّوم Yarattıklarının işini çeviren, her işleneni bilen, evveli olmayan.
Kebîr الكبير çok büyük
Kerîm الكريم Cömert, kerem sâhibi; muktedirken affeden, cömertlik duygusunu veren, va'dini yerine getiren, çok ikrâm edici
Kuddûs القدّوس Her türlü hatâ, gaflet ve âcizlikten, eksiklikten uzak, mutlak kemâl sâhibi
Latîf اللطيف En ince işlerin bile bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nûfuz edilemeyen en ince şeyleri de yapan
Mâcid الماجد Ulu ve cömert, şânı yüce anlamlarını taşımaktadır. Kadri ve şânı büyük, kerem ve müsamahası bol.
Mâlik-ül Mülk مالك الملك Mülkün ebedî ezelî sâhibi.
Mâni المانع Bâzı şeylerin meydana gelmesine müsâde etmeyen, engelleyen.
Mecîd المجيد Şan, şeref, büyüklük ve kudretinden dolayı yüce olan ve güzel işlerinden dolayı da sevilip övülendir. Şeref, ancak kendi emir ve yasaklarına uymakla elde edilebilir (Hud, 11/73). Şanı, şerefi çok üstün olan.
Melik الملك Mülkün sâhibi, mülk ve saltanatı devamlı olan.
Metîn المتين Metânetli, kuvveti çok şiddetli olup hiçbir iş zor gelmeyen, pek güçlü demektir.
Mu'ahhir المؤخّر Herşeyden sonra yine var olan; O'na uymayanları zelîl edip arkada bırakan, istediğini geri koyan
Mucîb المجيب O'na yalvaranların isteklerine icâbet eden ve karşılık verendir, teklifleri bilen
Muğnî المغني Dilediğine zenginlik veren, ihtiyaçlarını gideren, müstağni kılan.
Muhsin المحسن Çokça veren, sonsuz düşünülse bile herşeyin sayısını her yönüyle bilen
Muhyî المحيي Dirilten, canlandıran ve hayat veren
Muîd المعيد Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan
Muiz المعز İzzet ve ikrâm edici, şeref sâhibi
Mukaddim المقدّم Herşeyden önce olan, dilediğini öne alan; dilediğine maddî ve manevî nimetler verip yükselten, öne geçiren
Mukît المقيت Rızıkları yaratan, bilen, tâyin eden, her yaratılmışın rızkını veren.
Muksit المقسط Bütün işlerini dengeli yapan
Muktedir المقتدر Gücü herşeye yeten, herşeyi dilediği duruma getiren, kuvvet sâhipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden
Musavvir المصور Yaratmış olduğu varlıkların şekillendiren ve durumlarını tâkdir eden
Mübdî' المبدىء Hiç yoktan ortaya koyan, vâreden, yaratan
Müheymin المهيْمن Allah'ın görüp gözeten, herşeye şâhit olan, herşeyi koruması altına alan, onları muhâfaza edip saklayan
Mü'min المؤمن Îmân ve güven veren, her türlü şüphe ve tereddütleri kaldıran
Mümît المميت Öldüren, ölümü her canlıya tâkdir edip bunu uygulayan
Müntakim المنتقم İntikâm alan
Müteâli المتعالِ Yüksek ve yüce varlık
Mütekebbir المتكبّر Her hususta çok büyük ve azamet sâhibi ulu yaratıcı
Müzil المذل Yüce Allah'ın lâyık olanları zillete düşüren, zelîl kılan, onları hor ve hakîr eden
Nâfi النافع Hayr ve menfaat verecek şeyleri yaratan, faydalandıran.
Nûr النور Âlemleri nurlandıran, dilediğini nûr eden, nûr, ışık olan.
Râfi الرافع Kaldıran, yükselten ve yüksek olan
Rahîm الرحيم Bağışlayıcı, sevdiklerine ve müminlere (âhirette) merhamet eden.
Rahmân الرحمن ALLAH'ın zati ismi.Pek merhametli, şefkati ve nimeti her şeyi kuşatan.
Rakîb الرقيب Görüp gözeten, murâkebe eden, bütün varlıklar üzerine gözcü olup bütün işlerini kontrol altına alan
Ra'ûf الرؤوف Çok şefkat ve merhamet gösteren, çok esirgeyen, kolaylık sağlayan
Reşîd الرشيد Bütün âlemleri dosdoğru bir nizam ve hikmetle âkıbetine ulaştıran
Rezzâk الرزّاق Bütün yaratıkların rızıklarını veren
Sabûr الصبور Çok sabırlı olan, isyankârlardan acele intikam almayan
Samed الصمد Hiçbir şeye muhtaç olmayan, tüm canlıların ihtiyaçlarını gideren ve her türlü istekte doğrudan kendisine başvurulan
Şehîd الشهيد Herşeye şâhit olan, herşeyi hakkıyla gören, bilen ve muâmelesini de buna göre yapan
Şekûr الشكور Çok şükre lâyık olan, kendi rızâsı için şükredilen, şükür olarak yapılan iyi işlerin daha fazlasıyla karşılığını veren, insanlara nimetlerini artırarak şükür muâmelesi yapan
Selām السلام Her türlü eminliğin, salimliğin aslı olan,güvenlik verren. Selam, İslam sözcüğüyle aynı semantik kökten türer.
Semî السميع İşiten, işitme kuvvetine sâhip olan ve işitme gücünü veren
Tevvâb التوّاب Tövbeleri çok kabul eden, tövbe kapısını açık tutarak tövbe etme imkânı veren
Vâcid الواجد Vârolan ve herşeyi vâreden, icâd eyleyen; varlığı kendinden olan; dilediğini istediği anda var edip yaratan
Vâhid الواحد Tek, bir olan; kendisinden başka tanrı olmayan
Vâlî الوالي Yardım eden, destek veren, işleri düzenleyen, yöneten
Vâris الوارث Bütün servetlerin gerçek sâhibi
Vâsi الواسع Bağışlaması bol ve rahmeti çok olan
Vedûd الودود Çok şefkatli, muhabbetli, sâlih kullarını çok seven ve onlarca çok sevilen, onları rahmet ve rızâsına erdiren; sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya yegâne lâyık olan
Vehhâb الوهّاب Çok fazla bağışlayan
Vekîl الوكيل Hayâtını Allah'a tevekkül ederek düzenleyen ve böylece O'na sığınanların işlerinde kendilerine yardım eden
Velî الولي Dost, emir sâhibi ve iyi insanların, yâni müminlerin dostu (velîsi) olup onlara yardım ederek işlerini yöneten
Zâhir الظاهر Görünen, varlığında hiç şüphe olmayan, varlığı herşeyden âşikâr olan
Zülcelâl-i vel-İkrâm ذو الجلال والإكرام Hem azamet, hem de fazl-u kerem sâhibi.

Bir Ayet Bir Yorum
Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Ebediyet Yurdu Cennet

Yüce Allah, rızasını kazanan kulları için, dünyadaki bu hayatın ardından, sonsuz ve eşsiz bir hayat yaratmıştır. Dünya hayatında, Allah'a samimi kul olan kimseler ahirette çok büyük bir mükafatla; içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan, sonsuz Cennet hayatıyla karşılaşacaklardır. (Maide, 5/85)

Müslümanlar için en önemli nimetlerden biri ahirette cenneti kazanmayı umabilmeleridir. Allah dünyayı Müslümanların Cennete özlem duyacakları şekilde yaratmıştır. Allah'ın ve ahiretin varlığına iman eden herkes, dünyada var olan nimetler karşısında hep cenneti hatırlayacak, bu nimetlerin geçici olduğunu bilerek Cennetteki asıllarını isteyecektir. Allah Cenneti tarif edip tanıttığı ayetlerle insanlara dünyadakilerle kıyaslanmayacak bir nimet ufku açmaktadır. "Orada dilekleri her şey onlarındır; katımızda daha fazlası da var" (Kaf, 50/35) ayetiyle Cennetteki bu nimet genişliği haber verilmektedir. Kur'an'da, iman edip salih amellerde bulunanlar ve Rablerine boyun eğenler, cennetlikler olarak nitelendirilir. Ve onlara orada ebedi kalacakları bir hayat vaad edilir. (Hud, 11/23)

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

İbadetin Kazandırdıkları

İnsanın kulluk bilincini geliştirmesinde ve dünyada karşılaştığı sorunların üstesinden gelmesinde ibadetlerin payı büyüktür. Yüce Allah, "Ey inananlar sabır ve namaz (sala) ile yardım isteyin" (Bakara, 2/153) emriyle insanoğluna kulluk bilincini nasıl oluşturacağına dair önemli bir ipucu vermektedir.

İbadetler hem Allah ile kul arasında bir iletişim, hem de insanlar arası ilişkilerde bir kaynaşma ve birlik vasıtasıdır. Namaz başta olmak üzere, zekat, hac ve oruç gibi temel ibadetlerin, ilahi rızayı sağlanmasının yanında, başka insani ve sosyal faydaları da vardır. Hakkı verilerek kılınan bir namaz insanı kötülüklerden alıkoyar. (Ankebut, 29/45) Zekat görünüşte malın azalmasına yol açan bir uygulama gibi olsa da gerçekte malın bereketlenmesine bir vesiledir. (Bakara, 2/276) Oruç vücudu maddi gıdalardan ve hazlardan bir süreliğine mahrum bıraksa da, diğer yandan ruhun manevi güzelliklerde beslenmesini sağlar.

O halde bizler ibadet ederek hem Allah'ın rızasını kazanma fırsatı yakalamış, hem de ibadetlerin sağladığı bedeni, ruhi ve sosyal bazı nimetlerden istifade etmiş oluruz.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

İçki

"Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz ?" (Maide, 5/91).

Kur'an'da içki, kumar, dikili taşlar, fal okları, şeytan işi pis şeyler olarak görülür ve bunlardan kaçınılması emredilir. Dünya ve ahirette kurtuluşa giden yol, bu tür kötülüğe sevkedici uğraşlardan uzak durmaktan geçmektedir.

İçkinin insanlar arasında kin ve düşmanlığı yeşerttiğine, etrafta duyulan ve görülen olaylardan şahit olmak mümkündür. Pek çok aile yuvası, içkiliyken yaşanan şiddeti kötü söz ve davranışlar dolayısıyla yıkılmaktadır. Trafik kazalarının bir kısmı, içkiliyken araba kullanmaktan dolayı gerçekleşmektedir. Bazen arkadaşlar arasında yapılan tatlı sohbetlerin, alkol alımı dolayısıyla kavga ve şiddetle bittiği işitilmektedir. Bunların yanında içkinin insana yaptığı en büyük kötülükler arasında, kulu, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoyması yer almaktadır.

Oysa, "Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur." (Ra'd, 13/28)

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Tevekkül

Tevekkül, insanın Allah'a güvenmesi ve O'na bağlanmasıdır. Bu ise insan için ruhi bir güçtür. İnsanoğlunu yaratan ve ona sayısız nimetleri vceren Allah'tır. İnsan her yaptığı işte O'na güvenmek ve kendisine düşen vazifeyi yaptıktan sonra neticeyi Allah'tan beklemek durumundadır.

Peygamberimiz (s.a.s.) hadis-i şeriflerinde "Sizler Allah'a gereği gibi tevekkül ediniz. Sabahşeyin aç olarak yuvasınadan çikip akşamleyin yok olarak dönen kuşları rızıklandırdığı gibi Allah sizi de rızıklandırır" (Tirmizi, "Zühd", 33.) buyurmuştur.

Bu da bize gösteriyor ki insanoğlu tevekkül etmek için kendisine düşeni yapacak ve çalışacak. Çünkü yuvadan çıkmayan kuşların rızkı ayağına gelmiyor.

O halde tevekkül insanın kendisini éNasıl olsa Allah benim rızkımı verecektir" demek değildir. Peygamberimiz "Deveyi bağlayayım mı, yoksa salıverip de mi Allah'a tevekkül edeyim ?" diye sorana. "Deveyi bapla da öyle tevekkül et!" buyurmuştur. (Tirmizi, "Kıyame", 60)

Her türlü tedbiri aldık tan sonra Allah'a tevekkül eden kimse istediği sonucu elde edemediği takdirde üzülmemelidir. O "Ben üzerime düşeni yaptım", demeli ve Allah'a teslim olmalıdır. Kişi elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra neticeyi Allah'a havale etmelidir.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

İman

İman, güven, söz vermek, korumak ve huzur anlamlarını ifade eden "emin" kökünden türemiş Arapça bir kavramdır. İstami anlam açısından bakıldığında, Allah'ın varlığına ve birliğine, elçisine ve onun peygamberliğine, Allah Tealadan getirdiği ve tartışmasız olan dini esasların tümüne içtenlikle inanmayı ifade eder.

İmanın anlamlı olabilmesi için inanan kimselerin bunda samimi olmaları gerekmektedir. Ancak bu takdirde iki cihan saadetine ulaşabilirler. Bir ayette Allah (c.c.) şöyle buyuruyor. "Her kim mü'min olarak iyi işler yaparsa, artık o, ne zulümden ne de hakkının çiğnenmesinden korkar" (Ta-ha, 20/112)

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) de, bir hadiste, "Allah cennetlikleri cennete, cehennemlikleri cehenneme koyacak, sonra kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan birisini cehennemden çıkarın diyecektir." (Buhari, "İman", 15; Müslim, "İman", 82)

İnanılması gereken dini öğeler özetlenerek "iman esasları" biçiminde dile getirilmiştir. Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'de, "...Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanandır..." (Bakara, 2/177) buyurulmaktadır.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

İstişare

Herhangi bir konuda doğruya ulaşmak için bir başkasının görüşüne başvurmaya istişare, toplanıp istişare edilen semaate de şura denmektedir. Kur'an-ı Kerim Hz. Peydambere iş hususunda sahabeyle istişare etmesini emretmekte (Al-i İmran, 3/159) ve istişarenin müminlerin de bir niteliği olduğuna dikkat çekmektedir. (Şura, 42/38).

Hz. Peygamber (s.a.s.) vahyin indirilmediği durumlarda daima arkadaşları ile istişare yoluna gitmiştir. Ebu Hureyre; "Ben, Resulullah'tan daha fazla arkadaşlarıyla meşveret eden birini görmedim," (Tirmizi, "Cihad", 35) derken onun istişareye verdiği öneme dikkat çekmektedir. Bedir ve Uhud Gazvelerinde, Hudeybiye'de, Taif Seferinde, ezan konusunda yaptığı istişareler sadece birkaç örnektir.

İstişare, yapılacak işin hayırla neticelenmesine etki edeceğinden danışılacak kişinin, akıl ve tecrübe sahibi, dindar ve faziletli, samimi, sağlam fikirli, keskin görüşlü, insan psikolojisini iyi tahlil edebilme, doğruluk ve güvenirlik gibi değerlere sahip olmasına, kısaca ehil olmasına dikkat edilmelidir.

İstişare tek kişinin baskısını yok ederken, toplumsal uzlaşmayı, ortak hareket etmeyi sağlar. Böylece birlik ve dirlik hakim olur.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Veda Hutbesi

Peygamberimiz (s.a.s.). 632 yılında yaptığı ilk ve son haccında, yüzbini aşkın Sahabe'ye, yaptığı konuşma ile veda etmiş, İslam'ın temel ibadetlerinden biri olan hac ibadetinin yapılış şeklini öğretmiştir. Rasulullah (s.a.s.)'ın burada ashabına yaptığı tarihi konuşmasına veda hutbesi denmiştir. Temel hak ve hürriyetler açısındani çok önemli olan bu hutbe, hadis kitaplarında bölümler halinde nakledilmiştir. (Buhari, "Hacc", 131; Müslim, "Hacc", 19)

Veda hutbesinde; cahiliye devrine ait bütün kötü adet ve geleneklerin yıkıldığını; her ferdin temel hak ve hürriyete sahip bulunduğu; insanların Adem'in öocukları olduğu ve evrensel insan kardeşliğinin tess edildiği; ırk, renk ve sınıf üstünlüğü reddedilerek, tüm insanların eşit oldukları; zinanın ve aile hayatına zarar verecek şeylerin yasaklandığı; erkek ve kadının birbirlerine karşı hak ve vazifelerinin bulunduğu, kadınlara iyilikle muamele edilmesi gerektiği; faizin haram kılındığı; herkesin can ve mal emniyetinin tecavüzden korunduğu, haksızlıkların yasaklandığı, emanete hıyanet edilemeyeceği, şeytana uymaktan sakınılmasının gerektiği, Müslümanların birbirleriyle savaşmamaları, Allah'ın Kitabına ve Peygamberin sünnetine uyan toplumların asla sapıklığa düşmeyecekleri veciz bir şekilde ortaya konulmuştur. Veda hutbesi kemale ermiş olan dinin ölçülerini en güzel şekilde ortaya koymaktadır.

Bir Ayet Bir Yorum
Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Özel Mülkiyette Kamu Hakkı

İslam'a göre mülkün aslı sahibi, Allah'tır. İnsan, yaratıkların halifesi; kainatın bekçisi ve emanetçisi niteliğindedir. Bu itibarla insan, özel mülkiyet hakkına sahiptir. Bu mülk ve servet, kazananın dokunulmaz bir hakkı olmakla birlikte bir yönüyle de kamuya; yani yaşadığı topluma aittir. Zira insan yaratılışı gereği tek başına yaşayabilecek bir varlık değildir. O, mülk ve servetini toplumun diğer bireyleriyle yaptığı ticaret ve alış verişe borçludur.

İslam dini, bireyin ve kamunun hakkına tecavüz anlamına gelen haksız kazancı, rüşveti, hırsızlık ve ribayı yasaklayarak, özel mülkiyet kadar kamu hakkının korunmasına da özen gösterir. Zira kamunun hakkı, toplamun diğer bireylerinin hakkıdır ve özel mülkiyet gibi dokunulmazdır. Diğer taraftan Kur'an, müminlerin "Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır." (Zariyat, 51/19) buyurur. Kur'an'da servetin sadece zenginler arasında dolaşam bir sermaye olmaması gerektiği vurgulanır (Bk. Haşr, 59/7). Böylece İslam, özel mülkiyetin kamuya; diğer insanlara ve devlete bakan yönünün olduğunu ifade eder.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Cennet ve Cennet Nimetleri

Yüce Allah inanan ve ilahi rızaya uygun işler yapan kullarına ebediyen kalacak Cenneti vaat etmiştir. (Bakara, 2/25)

Kur'an'da Cenner bahçeleri Adn, Firdevs, Me'va ve Naim gibi değişik adlarla anılaraki bir takım özelliklerle tanıtılmakta, fakat orada akla hayale gelmeyen başka nimetlerin olduğu da vurgulanmaktadır. (Kaf, 50/35)

Kur'an'ın beyanına göre, Cennete hava ılımandır. (İnsan, 76/13)

Cennet bahçeleri yemyeşildir. (Rahman, 55/54)

Bahçelerin altından ırmaklar akar (Ra'd, 13/35)

Orada saraylar ve köşkler vardır. (Tevbe, 2/72)

Köşklerin bahçelerinde ağaçlar, meyveler, rengarenk çiçekler bulunur. (Rahman, 55/48)

Cennette müminler inci ve altın süslemeli ipek elbiseler içinde (Hac, 22/23)

Tahtlarda otururlar, (Kehf, 18/31)

Gölgeleri hiç eksik olmayan ağaçların dalları altında, yemişlere erişirler. (İnsan, 76/14)

Uşaklar onlara şerbet, (Saffat, 37/45-46) meyve ve kızarmış kuş eti ikram ederler. (Vakı'a, 56/17-21)

Cennetlikler sudan, sütten ve baldan pınarların (Muhammed, 47/15) yanında eğlenirler. (Hicr, 15/45)

Fakat onlar bilirler ki, bu nimetlerden daha güzel olan, Allah'ın sevgisini kazanmış olmaktır. (Tevbe, 9/72)

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Birbirimize Merhametli Davranmalıyız

"Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenelre karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz' Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin!" (Haşr, 53/10)

Rabbimiz Kur'an-ı Kerimde, inananların arasında derin bir şefkat ve merhamet bağı bulunduğunu bildirmektedir. Böylece mü'minler, birbirlerine sıkıntı verecek her türlü etkiyi ortadan kaldırmaya, ferahlık, rahatlık ve huzur sağlayıcı ortamlar oluşturmaya çalışırlar. Şüphesiz inananlar arasındaki bu merhamet anlayışı, sadece maddi şeylerden ibaret görülmemeli, hatta birbirlerinin iyiliği için de dua etmelidirler. Bu da bir merhamet tezahürüdür. Gerçekten de mü'min kendisi için Allah'tan ne istiyorsa, diğer mü'minler için de en az bunları, hatta daha fazlasını istemeli, böylece üstün bağlılık ve merhamet anlayışına sahip olmalıdır. Yaptığı duada o her an Allah'tan, kendisinin ve mü'min kardeşlerinin eksiklerini gidermesini, kötülüklerini arındırmasını, hatalarını bağışlamasını, onlara cennetini nasip etmesini istemelidir. Mü'minin merhamet duygusu yalnız insanı değil, tüm varlıkları içine almalıdır.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

İman, Bilgi, Amel

İman; Hz. Peygamber (s.a.s.)'i Allah Teala'dan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerde tasdik etmek, onun haber verdiği şeyleri tereddütsüz kabul edip doğruluklarına gönülden inanmaktır. Her inanan kişi neye inandığını bilir. Bu imanı besleyen ve diri tutan şey işe iradeye dayalı davranış anlamına gelen ibadetler ve Allah'ın razı olacağı amellerdir. Kur'an-ı Kerim'de iman ile salih amelin hep birlikte zikredildiğini görmekteyiz. "İman edenler ve salih amel işleyenler..." şeklinde pek çok ayete rastlanılabilir. (bkz. Bakara, 2/277)

İman olmadan amellerin bir kıymeti olmadığı gibi amel olmadan da imanın diri kalması mümkün değildir. Kalpte bir tasdik olarak bulunan imanın yine kendi mahiyeti gereği hayata akseden bir yönü olmalıdır. Kişinin maddi ve manevi anlamda iyi şeyler üretmesini temin etmelidir.

İman ve amelin sahih bilgiye dayanması esastır. "Kulları içinden ancak alimler, Allah'tan (gereğince) korkar" (Fatır, 35/28) ayeti de hakiki iman ve amelin bilgiyle gerçekleşeceğine işaret etmektedir.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Rızık

"Yenilen, içilen ve faydalanılan şey" anlamına gelen rızık, terim olarak Allah Teala'nın canlılara yiyip, içerek yaşaması için lütfettiği nimetlerdir. Kişinin kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürmesi, ailesinin nafakasını temin etmesi maksadıyla meşru yoldan çalışıp kazanması ve emek harcaması rızık olarak nitelendirilmiştir. Dinimiz rızkı meşru yoldan kazanmayı ibadet ve değerli bir davranış saymıştır. Rızkı veren ancak Allah'tır. Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de "Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir..." (Hud, 11/6) buyurarak, tüm canlıların rızkını kendisinin verdiğini bildirmiştir.

Mümin meşru yoldan rızıklanırken çalıştığı ortama, çevresine sıkıntı verecek, rencide edecek davranışlardan kaçınmalı; aynı zamanda kazandıklarından ihtiyaç fazlasını muhtaç kimselere verecek manevi rızık (ahirete azık) hazırlamaya çalışmalıdır.

Sağlıklı fertlerden oluşan sağlıklı bir toplum oluşturmak isteyen İslam, helal kazanca büyük önem vermiş ve her türlü haram rızık yolunu yasaklamıştır. Mümin hayatın her aşamasında Allah'ın rızasını gözeterek dinin meşru kabul ettiği bir hayatı yaşamalıdır.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

İntihar

Kendini öldürmek anlamına gelen intihar, İslam dininde kesinlikle yasaklanan büyük günahlardandır. Çünkü, başka bir insanı öldürmek ile kişinin kendisini öldürmesi arasında günah bakımından fark yoktur. Ayrıca hayat, Yüce Allah'ın bize verdiği en büyük nimettir. İnsan dünyadaki kulluk görevini, bu nimet sayesinde yerine getirir. O halde intihar ederek, Allah'ın verdiği bu nimetin elden çıkmasına sebep olmak büyük bir cinayettir.

İntihar, ümitsizliğin ve çaresizliğin dramatik bir sonucudur. Hayatta karşılaşılan sıkıntı ve problemleri birer sınav aracı gören, inancının gereği Allah'a güvenip dayanan insan, asla ümitsizliğe, karamsarlığa düşmez. Sıkıntılara göğüs germek, acıya ve kedere karşı sabır göstermek, şartlar ne olursa olsun Allah'a olan inanç ve güveni yitirmemek Müslümanın temel karakteridir.

İntihar etmek büyük günahlardan olmakla birlikte, intihar eden kişinin cenaze namazı kılınır. İntihar edenin affedilip affedilmeyeceğini Allah bilir. Şirkin dışındaki bütün günahlar affedilebilir. Affedilmediği taktirde günahı kadar ceza gördükten sonra hayatta iken işlediği güzel amellerin mükafatı olarak Cennet'e direr.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Hamd

Hamd, sözlükte methetmek, övmek, sena etmek, şükretmek manalarına gelir.

İslam alimleri, hamd'in şükürden daha deniş, daha üstün ve daha derin olduğunu söylerler. Şükür şahsi nimet için yapıldığı halde, hamd bütün varlıklara Allah'ın verdiği nimetten dolayı yapılmaktadır. Kişi kendisine verilen nimetten dolayı şükrederek bütün bir varlık aleminin tasavvuruna dalar ve o zamanda hamdeder. Dar düşünen şükreder, geniş düşünen ise hamdeder.

Şükür ile hamd ibadetleri, insana kişisel düşünceden, evrensel düşünceye geçişin eğitimini vermektedir. Şükür hamd'e nisbetle bir nokta, deryaya nisbetle bir damla olarak kalmaktadır. Böylece hamd, damlada deryayı görebilme ufkunu vermektedir.

Besmeleden sonra hamd ile başlayan diğer süreleri ele alırsak, hamd'in evrensel boyutu ortaya çıkar.

Fatiha süresi'de Allah'a hamd, şükür ile başladığı için bu ismi almış. Kur'an'da her sure, ismini içinde geçen en önemli kavramdan almıştır. Bundan dolayı Fatiha'ya hamd suresi de denir.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Cimrilik Etmemek

Cimrilik etmemek İslam'ın üzerinde önemle durduğu insani ve sosyal prensiplerinden bir tanesidir. Kur'an'da cimrilik yerilmiş ve bu konuda şöyle buyurulmuştur: "Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır." (Al-i İmran, 3/180) Bakara suresinde ise cömertlik övülmüş Allah'ın verdiklerinden Allah yolunda harcanması emredilmiş, şeytanın insanı fakirlikle korkutacağı ifade edilmiştir. (Bakara, 2/267-268) İslam aşırılıklardan kaçınmayı her zaman teşvik etmiş, cömertlik yapıyorum diye ailesini başkalarına muhtaç hale getirecek davranışlardan kaçınmayı da emretmiştri. (İsra, 17/29)

Peygamber Efendimiz de konuyla ilgili şöyle buyurmuşlardır: "İki haslet vardır ki ,
bunlar mü'minde toplanmaz. Bunlar cimrilik ve kötü ahlaktır." (Tirmizi, "Zühd", 8)

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Kumardan Sakınmak

Yüce Allah Ku'an-ı Kerim'de; Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar) ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Onlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan şarap ve kumar yolu ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak istiyor. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi ? (Maide, 5/90-91) buyurarak kumardan sakınmamızı bildirmektedir.

Ayette kumarın kişi ve toplumun dünya ve ahiret hayatına zarar verdiğine vurgu yapılmaktadır. Kumar, başkalarının mallarını meşru olmayan şekilde almak olduğundan haramdır. Müslüman kazancını şansa ve tesadüfe bağlamayıp kendi alın teri ve çabasıyla elde etmelidir. Tarafların görünen rızaları kumarla elde edilen malı helal hale getirmez. Aslında kaybeden taraf verdiğine razı da değildir.

Kumar, toplumlarda kolay para kazanmanın bir yolu gibi görülüp insanı çalışmaktan alıkoyarak tembelliğe ve hiçbir şey üretmemeye sevk etmektedir. Ayrıca toplumun temel taşı olan aileyi yıkarak, oynayan kişiyi birtakım psikolojik sıkıntılara sokmaktadır. Öyleyse, kişileri ve toplumu Allah'ı anmaktan ve ibadet etmekten uzaklaştıran kumardan sakınalım.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Ölüm

"Her kul öldüğü hal üzere dirilecektir." (Müslüm, "Cenner", 83)

Öldükten sonra tekrar dirilmek, ahiret hayatının en önemli devrelerinden biridir. Ebedi hayatta mutlu olmanın yolu, dünyada iken Allah'ı razı edecek bir hayat sürdürmeye bağlıdır. Bugün ne ise yarın da oyuz. O halde ölmeden önce nefis muhasebesi yapmalıyız. Allah bizi hesaba çekmeden önce biz nefsimizi hesaba çekmeliyiz.

Acaba bu gün ölürsek halimiz nice olur ?

Allah'ın razı olduğu bir hayat mı yaşıyoruz ?

Allah için ne yapıyoruz ? gibi sorularla kendimizi yoklamalı ve son nefesimizde iman üzere ölmeyi Allah'tan istemeliyiz. O halde duamız şu olmalıdır:

"Benim canımı Müslüman olarak al ve beni iyilere kat." (Yusuf, 12/101)

Ayette geçen iyilerden maksat; Peygamberler ve Allah'ın salih kullarıdır. Bu şekilde dua etmenin mansı; onların amelleri gibi amel etmeye muvaffak olmak, onların ölümlerigibi ölmek ve onların derecelerine nail olmaktır. Müslüman, dünyadan imanlı olarak ayrılmayı arzu etmeli ve bu istediğini dualarına da yansıtmalıdır.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Yalan ve İftira

Yalan, aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı olarak söylenen sözdür. Bazen meselelerin içinden kolay bir çıkış yolu gibi görülen yalan aslında çoğu zaman daha büyük problemlerin temeli olur. Dinimiz, insanlar arasındaki güven duygusunu yıkan, aileleri parçalayan, yardımlaşma duygularını yok eden yalandan şiddetle sakındırmıştır. Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Doğruluktan ayrılmayın zira, doğruluk iyiliğe götürür, iyilik de Cennet'e iletir. Kişi doğru söyledikçe, doğruyu araştırdıkça Allah katında doğru yazılır. Yalandan kaçının, zira, yalan kötülüğe götürür. Kötülük de Cehennem'e iletir. Kişi yalan söyledikçe ve yalan peşinde koştukça Allah katında yalancı yazılır." (Müslim, "Birr", 105, III, 2013)

İftirada bir çeşit yalandır. Yalanın diğer çeşitleri gib o da şiddetle yasaklanmıştır. Kur'an'da iftira edenler yalancılar olarak tanımlanmıştır. (Nur, 24/13) Yine aynı sürede bir iftira işitenlerin din kardeşleri hakkında iyi zan besleyip sağlam bir delil olmadıkça, duyduklarının bir iftira olduğunu düşünmeleri tavsiye edilmiş, aksi davranış yasaklanmıştır. (Nur, 24/12-14)

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Müşteriyi Aldatmamak

Toplum olarak alış-veriş hayatımızın bir parçasıdır. Tüccar, müşterisine alış-verişte verdiği sözü tutmalı, malın kalitesini olduğu gibi söyleyip kusurunu gizlememelidir. Hakkı olandan fazla kar istemeyerek, kaliteli malla, düşük vasıflı malı birbirine karıştırmamalıdır. Ölçerken, tartarken hile yapmaktan kaçınmalıdır.

Şuayip Peygamber ile ilgili olarak Kur'an'da şöyle anlatılmaktadır: "Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı peygamber gönderlik. O şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir hiçbir ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum." (Hud. 11/84)

Tüccarda en önemli nitelik, sözüne ve anlaşmalarına bağlı olmaktır. Çünkü onun şeref ve itibarı ancak bu şekilde korunacaktır. Kur'an-ı Kerim'de sözüne, taahhütlerine bağlı olanlar öğülmüş; aksine davrananların sorumlu olacakları bildirilmiştir.

Bir malın gerçek değerini gizleyerek, düşük kaliteli bir malıi iyi kaliteli bir malmış gibi satışa sunmak, haram ve günah sayılmıştır. Böyle bir durumda üç türlü suç işlenmiştir: Müşteriyi aldatmak, yalan söylemek ve fazla para almak. Bunların her üçü de çok çirkin davranışlardır.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Komşuluk

İnsan, yaratılışı ve ihtiyaçları gereği, toplum halinde yaşamaya mecburdur. Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan tek varlık ise sadece Allah'tır. O nedenle herkes birbirine muhtaç olacak şekilde yaratılmıştır. İşte bu noktada, farklı imkan ve yetenekleri bir arada barındıranların, birbirleriyle dayanışma ve yardımlaşması ortaya çıkmaktadır. Ailemiz ve akrabalarımızdan sonra problemlerimizin çözümünde yardımına başvuracağımız en yakın kimseler komşularımızdır.

İslam hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olan komşuluğun önemi üzerinde özenle durmuş ve komşuluk ilişkilerine dair hayati prensipler getirmiştir. Kur'an-ı Kerim, Yüce Yaradan'a kullukla beraber başta ana-baba olmak üzerie toplumun diğer kesimleriyle birlikte komşularımızla da iyi ilişkiler kurulmasını bir görev olarak vurgulamaktadır. Bu bakımdan komşuya iyilik etmek, sevinç ve üzüntüsünü paylaşmak, ondan gelebilecek bazı sıkıntılarasabredebilmeki onları olgunlukla karşılamak dinimizin bir emridir.

İşin bir boyutu böyleykeni diğer taraftan komşuluk ilişkilerinde daha dikkatli davranmak, birbirlerimizin hak ve hukukuna saygı göstermek oldukça önem arz etmektedir. Unutmayalım ki komşu komşuya her an muhtaçtır.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Riya

Sözlükte "göstermek, gösteriş yapmak" anlamlarına gelen riya, dini bir kavram olarak, sırf Allah rızası için yapılması gereken ibadetleri ve güzel davranışları kendini beğendirmek ve insanlara göstermek amacıyla yapmak demektir.

Riya, yapılan ibadet ve güzel amellerin sevabını ortadan kaldırır (Bakara, 2/264). Riyanın ik isebebi vardır: İmandaki zayıflık; mal, mülk, makam ve şöhret gibi dünyalık hırsı.

Gerçek iman sahipleri, ibadet, fiil ve davranışlarını Allah rızası için yaparlar, insanların şöyle ya da böyle değerlendirmelerine itibar etmezler (Maide, 5/54).

Bir hadiste riyanın gizli şirk olduğu belirtilmiştir (Ahmed, V, 428).

Riya daha çok nafile ibadetlerde olursa da farzlarda olması da mümkündür. Allah Teala Kur'an'da: "Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar." (Ma'ün, 107/4-6) buyuruyor.

Hz. Peygamber, ahirette, kahraman desinler diye savaşanların, cömert desinler diye infak edenlerin, alim desinler diye ilim öğrenen ve öğretenlerin, güzel okuyor desinler diye Kur'an okuyanların yüzüstü cehenneme atılacaklarını bildirmiştir (Müslim, "İmare", 152; Nesai, "Cihad", 22;Müsned, 2/322).

Riyadan kurtulmanın yolu; niyetlerimizin bir muhasebesini yapıp, gösteriş kokusu taşıyan amellerden vazgeçmektir.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Dua

Rabbimiz şöyle buyurdu: "Bana dua edin, duanıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler, aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir." (Mü'min, 40/60)

Dua; inanma, dayanma ve isteme ihtiyacıiçersinde bulunan insanı, rahmeti sınırsız, mutlak kudret sahibi olan Allah Tealaya bağlayan manevi bir bağdır. Dua, ümit ve huzur kaynağıdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) duayı; rahmet kapılarının anahtarı, mü'minin silahıdinin direği, ibadetin özü olarak nitelendirmiştir. (Tirmizi, 3368-09) Çünkü dua etmenin özünde Allah'a teslim olmak ve O'na kulluk etme bilinci vardır.

Kabul edileceğini ümit ederek ve dualarımızı eylemle destekleyerek fiili duaya çevirmeliyiz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurur: "Kul elini açarak, Allah'tan hayır bir şey dilerse; Yüce Allah, kulunun elini boş olarak çevirmekten haya eder." (Tirmizi, "Deavat", 118) Bu hadis-i şeriften, samimiyetle yapılan duaların kabul göreceği anlaşılmaktadır.

İsteklerimizin gerçekleşmesi, sıkıntı ve dertlerimizin sona ermesi için önce üzerimize düşeni yapmalı, sonra da Allah'a dua etmeliyiz. Duayı hayatımızın daima içinde bulundurarak, Allah'a yalvara yakara ve gizlice niyazda bulunmalıyız.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Büyük Günahlar

Günah; dinde suç sayılan, Allah'ın emirlerine aykırı olan, her iş ve söz demektir. İslam'da günah, niteliği açısından küçük ve büyük olmak üzere ikiye ayrılır. Büyük günah, bozgunculuğa sebep olan, hakkında yehdit edici bir ayet ve hadis bulunan, işleyenin dünyada ve ahirette cezalandırılmasına sebep olan büyük suçlar ve davranışlara denir.

Peygamberimiz bir hadislerinde; "Mahveden yedi günahtan sakınınız, onlar: Allah'a ortak koşmak, sihir yapmak, haksız yere adam öldürmek, yetim malı yemek, riba (faiz), savaştan kaçmak, iffetli ve iman sahibi bir kanıda zine iftirasında bulunmaktır." (Buhari, "Vesaya", 23; Müslim, "İman", 38) buyurmaktadır. Bunları ndışında ilahi buyrukların ihlal edilmesi (farzların yapılmaması, haramların işlenmesi), rüşvet, kumar, alkollü ve uyuşturucu madde kullanmak, yalan yere şahittik etmek; guybet, koğuculuk, suizan, başkalarıyla alay etmek ve hırsızlık da büyük günahlardan sayılmıştır.

Bir gün Allah'ın huzurunda yaptıklarının hesabını vereceğine inanan kimse, günahın her çeşidinden titizlikle kaçınır, böylece şartlarına uyarak günahlarına tevbe eden kimsenin tevbesi makbul olur ve Cenab-ı Hak o kimseyi bağışlar.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

İyilik Yapmak

"Nerde ve nasıl olursan ol, Allah'dan kork. Kötülük işlersen, hemen arkasından iyilik yap ki, o kötülüğü silip süpürsün. İnsanlarla güzel geçin!" (Tirmizi, "Birr", 55)

Dünya ve ahiret mutluluğumuz için gönderilen yüce dinimiz, bizlere iyi davranmayı, insanlarla iyi geçinmeyi ve yararlı işler yapmayı öğütlemiştir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)'de bu konuda bizlere daima en güzel örnek olmuştur. Her vesileyle iyilik yapmış, bizleri iyiliğe teşvik etmiş ve iyiliğin n eolduğu sorulduğunda: "Kalbine danış. İyilik, nefsin uygun gördüğü ve yapılmasını kalbin onayladığı şeydir." (Ahmed b. Hanbel, IV, 227-228) buyurmuştur.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) iyiliklerin kötülükleri sildiğini de bizlere müjdelemiş, bir hata işlemişsek ardından bir iyilik yaparak onu telafi edebileceğimizi öğretmiştir. Bu şekilde, hem hatalardan dönümüş hem de iyilikler yaygınlaşmış olmaktadır. Rasüullah (s.a.s.), iyiliklerin yedi yüz misliyle, hatta daha fazlasıyla mükafatlandırılacağını müjdeleyerek, hayatımızın her anını iyiliklerle süslemeye teşvik etmiştir. İyilik yapmayı isteyip yapamadığımızda bile, yine bir sevabın verileceğini haber vermiştir. (Buhari, "Rikak", 31)

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Amel Defteri

Amel defteri, insanların dünyada benimsedikleri inanölar ile yaptıkları amellerin kayıtlı bulunduğu ve ahirette kendilerine verileceği bildirilen deftere deni. Bu defterde kayıtlı olanlşara göre insan ahirette hesa ba çekilecek, leh veya aleyhinde bir şahit olarak kendisine sunulacaktır. Bir ayette de: "Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nafsin yeter denilecektir" (İsra, 17/14) buyurulmuştur.

Ahirette kahredici korkunç bir bekleyişten sonra amel defterleri dağıtılacak ve mü'minlerin sağ eline verilecektir: "İşte o vakit, kitabı kendisine sağından verilen kimse derki: 'Gelin, kitabımı okuyun' Çünkü ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum" (Hakka, 69/19-20). Dünyada sahip olduğu iman ve Allah'ın emirlerine uygun bir yaşayıştan sonra amel defterini sağından alan kimse büyük bir sevinç içinde olacak ve hesabı kolay görülecek, cennetin yüksek yerinde, elini atınca koparacağı meyvelerin arasında, yiyip içerek mutlu bir hayat sürecektir.

Yine dünyadaki inancı ve yaşayışından dolayı defteri sol eline verilenler ise: "Amanın, bu nasıl deftermiş! Yaptığım her şeyi küçük büyük demeden sayıp dökmüş. (Keşke bana defterim verilmeseydi de hesabımı öğrenmeseydim.)" (Kehf, 18/49) diye yanıp tutuşacaktır.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Sabır

"Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah'tan yardım dileyin. Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir" (Bakara, 2/153).

Sabır, başa gelen musibetlere dayanma gücü demektir. Sabrın bir anlamı da dinin emirlerine uyma ve yasaklarından kaçınma konusunda sebat göstermektir. (Bakara, 2/249; Meryem, 19/65). Peygamberler en güzel sabır örnekleri olmuşlardır. Özellikle Sevgili Peygamberimiz, en büyük sıkıntıları yaşamış, sabır konusunda da ümmetine örnek olmuş, Mü’minlere de sabırlı olmaları tavsiyesinde bulunmuştur.

“Sabredenlere mükâfatları elbette hesapsız olarak verilir.” (Zümer, 39/10)

Yüce Allah’ın “… Sabretmenize karşılık selam sizlere. Dünya yurdunun sonucu (olan cennet) ne güzeldir!” (Ra’d, 13/24). Müjdelerine nail olabilmek için sabredelim.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Hayırda Yarışmak

Sözlükte, "iyilik, iyi, faydalı iş ve fayda" anlamına gelen hayır, Allah'ın emrettiği, sevdiği ve hoşnut olduğu davranışlar demektir. Kur'an-ı Kerim, Müslümanlardan iyilik ve hayır yolunda yarışmalarını (Bakara, 2/148) ve hayra ulaşmak için Allah yolunda harcamada bulunmalarını (Al-i İmran, 3/92) tavsiye etmiş; toplumdaki kimsesiz, fakir ve düşkünlere yardım elini uzatmalarını iştemiştir. Hz. Peygamber, "Ademoğlu öldüğü zaman, amel defteri kapanır. Üç kimse bundan öüstesnadır. Kesintisiz hayır (sadaka-i cariye) işleyen, topluma yararlı bir ilim bırakan ve kendisine hayır dua eden hayırlı çocuk yetiştirenler" (Müslim, Vasiye", 14) buyurmak suretiyle Müslümanları hayırda yarışmaya teşvik etmiş, gerçekte kalıcı olanın da bu tür iyilik ve hayırlar olduğunu vurgulamak istemiştir.

Bütün bunlar, Müslümanlar arasında "İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olan; malın en hayırlısı, Allah yolunda harcanan; Allah yolunda harcananın en hayırlısı da insanların en çok ihtiyaç duydukları şeyleri karşılayandır." şeklinde bir ilkeye dönüşmüş; İslamtarihinde başta vakıflar olmak üzere pek çok hayır kurumunun oluşmasını sağlamıştır.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Bizi Aldatan Bizden Değildir

İslam, ticaretten ev hayatına kadar toplumun tüm kesimlerinde yalan ve hileden uzak durulmasını öngörür. Kur’an-ı Kerim’deki Mutaffifin suresinde, ölçü ve tartıda hile yapan kimselerin hesaba çekileceği bildirilir ve insanlar sorumluluklarının bilincinde olmaya davet edilir.

Resul-i Ekrem (s.a.s.) de bu konuda çok titiz davranmıştır. Bir güm Medine pazarında dolaşırken hububat satan birinin yanına uğramıştı. Buğday yığınına elini daldırınca parmakları ıslandı. Satıcıya ıslaklığın sebebini sordu. Satıcı yağmurdan kaynaklandığını söyleyince, “Öyleyse insanların görmeleri için ıslak olan kısmı üste koyman gerekmez miydi ?” diye çıkışarak şöyle buyurdu; “Bizi aldatan, bizden değildir.” (Müslim “İman”, 164). O ayrıca hayvanlarını satmak istediklerinde bol sütlü görünmeleri için birkaç gün sağmayan insanları da ikaz etmiş (İbn Mace, “Ticaret”, 42), hile ve aldatmanın hiçbir şekilde mü’mine yaraşmayacağını ifade etmiştir.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Paylaşarak Kazanmak

İnsanoğlu toplumun bir parçası olarak kendisine ait birçok şeyi başkalarıyla paylaşmak durumundadır. Aksi halde insanların içinde yaşadıkları toplum katlanılmaz hale gelir.

Paylaşma duygusu çocukluktan itibaren verilmeli, insanlardaki bencillik duygusunun baskın çıkması engellenmelidir. Çünkü daha çocukken oyuncaklarını paylaşmayı öğrenen birey, büyüdüğünde sahip olduğu diğer eşyaları da insanlarla paylaşma konusunda sıkıntı çekmeyecektir. Paylaşma bilincinin çocuklara verilmesi konusunda en büyük görev anne babaya düşmektedir. Anne baba bizzat kendileri örnek olarak, onlara paylaşmayı telkin ederek, paylaşmanın faydalarını anlatarak vb. yollarla çocuğa paylaşmayı öğretmelidir. Bu durumda çocuk bizzat yaşayarak paylaşmayı öğrenebilecektir.

Sahip olduğu şeyleri başkalarıyla paylaşmak insana ayrı bir haz verir. Paylaşan insan hem kendisini hem de paylaştığı insanları mutlu etmiş olur. Böylece insanlar arasında büyük bir muhabbet hâsıl olur. Paylaşmak sadece maddi eşyalar için değil, sevinç ve hüzün gibi manevi duygular için de söz konusudur. Paylaşmakla hüzünlerin yükü azalır, sevinçler ise coşku halini alır.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Din Kardeşliği

Abdullah İbni Ömer (r.a)'dan rivayet edildiğine göre, Resulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar. Müslümandan bir sıkıntıyı giderenin Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslümanın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını örter." (Buhari, "Mezalim", 3; Müslim, "Birr", 58.)

Bu hadis-i şerif'te Müslümanların kardeş olduğu ve din kardeşliğinin gereği olarak, mü,minler arasında şefkat ve merhametin, yardımlaşma ve dostluğun her an güçlenerek yaygınlaşması vurgulanmaktadır. Buna göre;

- Müslüman, din kardeşliği hukukuna en iyi şekilde uymalı, din kardeşine karşı hem kanuni hem ahlaki görevlerini eksiksiz yerine getirmelidir.

- Müslümanın şahsi menfaati için din kardeşini feda etmesi, onun aleyhine olacak davranışlar içine girmesi doğru değildir.

- Müslümanların, birbirlerinin ihtiyacını görmesi, sıkıntılarını gidermesi ve kusurlarını, ayıplarını örtmesi kardeşlik görevidir.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Besmele

Besmele olarak adlandırılan "Bismillahirrahmanirrahim" cümlesi, "Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla başlarım." demektir. Müzlüman, yapacağı bütün meşru işlere bu cümleyle başlamalıdır.

Besmele, Allah'a güvenmenin, O'na teslim olmanın, O'nadan yardım dilemenin, O'na sığınmanın ifadesidir. Mü'min her hayırlı işinde sadece Allah'ın yardımına güvenir, O'nun rahmetini umar. Çünkü her şeye hayat veren Allah'tır. Her şey O'nun iradesiyle başlar ve yine O'nun iradesiyle son bulur. Her başlangıç, her hareket, her yöneliş O'nun dilemesi ve takdiriyle meydana gelir. Bu sebeple her meşru işe O'nun adını anarak başlamak, Müslümanın temel hedefi olmalıdır.

Müslüman kişi mabedine, evine, işyerine, girerken; sözüne, konuşmasına, dersine başlarken, bağında bahçesinde, bürosunda ve işyerinde çalışırken besmeleyi terennüm etmeli, onu bir hayat tarzı haline getirmelidir.

Allah, işine besmeleyle başlayanların işinikolaylaştırır. Besmelesiz başlanan işten beklenen sonucu elde etmek zorlaşır. Sevgili Peygamberimiz; "Besmele ile başlanmayan her ömenli iş sonuçsuz kalır!" (Feyzu'I-Kadir, V/13) buyurmakla bizleri bu konuda uyarmıştır.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Çocuklarımızı Sevgi Ortamında Yetiştirmek

İnsanlar arasındaki en güçlü bağ sevgi bağıdır. Bu itibarla çocuklarımıza karşı duydugumuz sevgi ve merhamet duygusunu onlara açık bir şekilde hissettirmemiz gerekmektedir. Bunu yaparken de kız-erkek ayrımı yapmamalı, çocuklarımız arasında eşit davranmalıyız.

Çocuklarımız bizlerden görüp öğrendikleri davranışlarla şahsi yeteniklerini kazanırlar. Bu yüzden kişilik, onur, haysiyet, şeref gibi erdemleri çocuklarımız bizlerden öğreneceklerdir. Sevgi ortamında yetiştirmeye gayret ettiğimiz yavrularımızın onurlu bir kişiliğe sahip olmaları da yine bizim onlara sergileyeceğimiz davranışlarla mümkün olabilecektir. Sevgimizi olduğu kadar, çocuklarımıza duyduğumuz güveni de onlara eşit şekilde hissettirmeliyiz. Çocuklar arasında, birbirlerini kıskanmalarına yol açacak kıyaslamalar yapmamalı, ilgi ve alaka göstermede, okuyup meslek sahibi olmalarında ve ödüllendirmede onlara eşit davranmalıyız. Kısacası iyi ve kötü tüm alışkanlıkların çocukluk döneminde kazanıldığını unutmamalıyız.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

İsraf

İsraf, insanın sahip olduğu nimetleri gereksiz ve aşırı tüketmesi demektir.

Yüce Allah Kur'an da, "Yiyin için, fakat israf etmeyin. Çünkü o israf edenleri sevmez." (A'raf, 7/31), "Onlar harcadıkları zaman ne savurganlığa saparlar, ne de cimrilik ederelr. Harcamaları, bu ikisinin arasında dengeli olur" (Furkan, 25/67) ayetleriyle verdiği maddi-manevi nimetlerden faydalanırken orta yolu emretmektedir. Çünkü harcamalarda, ne israf ve ne de cimrilik olmayan orta yol en uygun olanıdır. Böylece tabiattaki denge korunacak, toplumlar nimet ve rızıklardan adaletle istifade edeceklerdir.

İsraf, lüks ve gösteriş tüketimi; fertleri maddi-manevi çeşitli sıkıntılara eğratmakta, milletlerin kalkınmasını engellemekte, ülkelerin ekonomik yapılarını olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca toplumun diğer bireylerine de kötü örnek olmakta, fertler arasında kıskançlığa sebep olmaktadır.

Sonuç olarak dinimiz, kazancımızın her türlüsünü helalinden kazanmayı ve tükenirken de yine israf etmeden helal yollarda tüketmeyi öğütlemektedir.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Yalan ve Hile

Yalan, bir bir kimsenin gerçeğe aykırı olduğunu bile bile söylediği söz, kandırmak için söylenen asılsız söz anlamında kullanılan ahlakla ilgili bir terimdir. Hile ise bir kimseyi istenen yönde irade beyanında bulundurmak için yanlış bir kanaat uyandırarak veya mevcut bulunan hatalı fikrin devamını sağlayarak yanıltnayı ifade eder.

İslam dininin en çok önem verdiği ve temel ilke olarak benimsediği ahlaki erdemlerin başında, doğruluk ve dürüstlük gelir. Müslüman'ın özüne ve sözüne güvenilir dosdoğru olması, elinden ve dilinden herkesin emin olması istenmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s), sattığı buğdayın ıslandını yığının altına gizleyen bir sahabeyi "Bizi aldatan bizden değildir" diyerek uyarmıştır. (Buhari, "İman", 164)

Yalan ve hile insanları birbirine düşürür, güven duygusunu yok eder, dostlukları yıkar. Yalancı ve hillekarlar, kendilerine güvenilmeyen, saygı duyulmayan ve sevilmeyen insanlar durumuna düşerler. Bir başka hadiste de "Yalan kötülüğe, kötülük cehennem'e götürür. İnsan yalancılık yapa yapa, nihayet Allah katında yalancılardan yazılır." buyurulur. (Buhari, "Edep", 69; Müslim, "Birr", 103/105). Yalan ve hilekarlık kötülük ve haksızlıkları, çirkinlik ve edepsizlikleri örtbas etmek için başvurulan bir yoldur. Her ikisi de dinimizin şiddetle yasak ettiği fenalıklardandır.

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Gıybet

İslam, kişiliğin dokunulmazlığı ilkesine son derece önem verilmiştir. Bir kimsenin gıyabında onun ve yakınlarının kusurlarından bahsetmeyi gıyber sayarak yasaklamıştır. Bir ayette şöyle buyrulur:

"Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı ? İşte bundan tiksindiniz ! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir." (Hucurat, 49/12) Ayette, bir kimseyi sırf zanna dayanarak yargılama, gizli kusurlarını araştırma yanında gıybetin de yasaklanmış olduğu ifade edilerek, çarpıcı bir misal verilmiş ve gıybetin iğrenç bir davranış olduğuna vurgu yapılmıştır.

Nitekim, peygamberimiz hadislerinde kişiyi kendinde bulunan kusurlarla anmanın gıybet olduğunu, onda isnad ederek aleyhinde konuşmanın ise iftira sayıldığını bildirmiştir. (Müslim, "Birr", 70)

Bir Ayet Bir Yorum

Read More......