İnsanın Yaratılış Gayesi

Allahu Teala, kainattaki her şeyi ilahi bir gaye ve belli bir ölçüye göre yaratmıştır. Bütün varlıklar bize Rabbimizi tanıtmakta ve yaratılan her şey O'nu anarak tespih etmektedir.

Kur'an-ı Kerimde'de: "Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O'nu tespih eder. O'nu övgü ile tespih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tespihini anlamazsınız..." (İsra, 17/44) buyrulmaktadır.

Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle en güzel surette yaratılan ve bütün yaratılmışların kendisine hizmet etmek için yarıştığı insan da, bu kadar nimeti veren Yüce Yaratıcıyı çokca anmalı ve sorumluluklarını yerine getirmelidir.
Allahu Teala, "Ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım" (Zariyat, 51/56) buyurarak, insanın başıboş davranamayacağını haber vermektedir.

Yüce Rabbimiz: "Hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için, ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O azizdir, gafurdur" (Mülk, 67/2) buyurara bütün insanlığın hayat boyunca bir imtihandan geçtiğini haber vermektedir.

O halde bizler de ömrümüzü, hesabını verebileceğimiz davranışlarla tüketmeye, hayatımızı Allah'ın rızasına uygun şekilde sürdürmeye gayret gösterelim.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Allah'ın Rahmetinden Ümit Kesilmez

Rahman ve Rahim Allah'a nispet edilen en güzel isimlerdendir. Bu isimler Allah'ın rahmetinin inanan, inanmayan, iyi ya da kötü bütün kullarını kapsadığı ve O'nun çok merhamet edici olduğunu vurgulamaktadır.

Bu yüzden insan Allah'ın rahmetini, ihsanını düşünerek affedileceğini ümit etmelidir.

Çünkü Allah: "De ki; Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." (Zümer, 19/53) buyurarak rahmetinde ümit kesilmemesini, bağışlama ve merhametinin çok olduğunu bildirmektedir.

Ancak "Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin"den günah işlemeye devam edin anlamı çıkarılmamalıdır. Bu ayetten çıkarılabilecek en iyi ders, insanların ne kadar günahkar olurlarsa olsunlar tevbelerinin kabul edilebileceğinin ve bir an önce kötü yoldan vaz geçip Allah'a yönelmeleri gerektiğinin şuuruna varmalarıdır.

Gerçekten de Allah'ın rahmeti sonsuzdur ve her şeyi kuşatan bir özelliğe sahiptir. İnsana düşen ise bu ilahi rahmetten ümidini kesmemek ve rahmetten olduğunca istifade etmektir.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Allah Kainatın Tek Yaratıcısı ve Sahibidir

Aklı-ı selim düşünen insanlar, kainatta gördüğümüz sağlam ölçü ve düzenin tesadüfen olamayacağını bilirler. Kainattaki her varlık, bize bir Yaratıcı'nın varlığını işaret eder. Kainata tefekkür ile bakan her göz, bu varlık aleminin bir Yaratıcı'nın eseri olduğunu görür.

Allah'ın varlığından şüphe edilemez. Allah, tek Mutlak Varlık olarak bütün kainatı ayetlerle (işaretlerle) donatmıştır. Allah'tan şüphe edenler, tesadüflere inanmak gibi bir saçmalığın ve vehmin pençisine düşmüşlerdir.

Sadece Allah'ın var olduğunu kabul etmek iman etmek için yeterli değildir. İslam'da Allah'a imanın temel ilkesi tevhiddir.

Allah'a imanın temel ilkesi tevhiddir. Hakiki anlamda iman, tevhid ilkesi ile tezahür eder. Tevhid her anlamda Allah'ın varlığına ve birliğine iman etmeyi gerektirir.
Tevhid dini olan İslam'da, Allah'a ortak koşmak yasaklanmıştır. Zira, Allah'a ortak koşanlar mutlak teslimiyetten uzaklaşmış, tevhid ilkesine ters düşmüşlerdir.

Tevhid, bütünüyle Allah'a yönelmek, sadece Allah'ın Mutlak kudret ve hüküm sahibi olduğuna inanmak demektir.

Allah'ın sevdiklerini sevmek, sevmediklerini sevmemek; emrettiklerini yapmak, yasakladıklarından kaçınmaktır.
Allah'tan ümit edip, Allah'tan korkmaktır.

Read More......

Adab-ı Muaşeret

Görgü kuralları (Adab-ı Muaşeret) toplum huzurunu sağlayan en önemli esaslardandır. İnsanlar arası saygıyı korumak için, dinin sınırını çizdiği helal-haramlar gibi; din ve örfün birlikte tayin ettiği adab-ı muaşeret kuralları da son derece önemlidir.

Zerafet, kibarlık, iyi ilişkiler kurma, incelik gibi anlamlara gelen edep (çoğulu adab) kişi ve toplumlara Yüce Allah'ın rahmet nazarıyla bakmasının bir tecellisi, insanları her türlü beladan koruyam bir sığınaktır.

İnsanlar arası ilişkilerin gelenek, görenek ve ahlak kurallarına uygun olarak sürdürülmesi, kişiye kul hakkını öğrettiği gibi, Allah hakkını da öğretir.

Edepli olmak insan ve Yaratana saygıyı da öğreten bir esastır. Kur'an-ı Kerim, Mü'minlerin, Sevgili Peygamberimiz ve eşleriyle adab-ı muaşeret dairesinde nasıl iletişim kurmaları gerektiğini tafsilatıyla anlatmıştır (Ahzab, 33/53).

Adab-ı muaşeret hayatın her safhasında ibadetten istirahata, selamlaşmadan vedalaşmaya, aileden topluma; hayatımızın her anını kolaylaştıran esaslar bütünüdür.

"Edeb bir tâc imiş nûr-i Hüdâ'dan, Giy ol tâcı emin ol her belâdan...

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Yaş Kesen Baş Keser

Yüce Allah, yarattığı her şeyi insan için yaratmış, onun hizmetine vermiştir. İnsanlar hizmetine sunulan ve hayati öneme sahip bir nimet de ağaç ve yeşilliktir.

Kur'an ve Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) sünnetinde ağaç ve yeşilliğe büyük önem verilir. Peygamber efendimiz faydasından dolayı meyve verenleri başta olmak üzere ağaç dikmenin faziletlerini bildirmiştir.

İnsanların çok çeşitli ihtiyaçlarını gören ağaç nimetine gerekli önem verilmeli, ağaçlar ölçüsüz kesilmemelidir. Buna dikkat edilmediği takdirde hem hava, hem sular, hem de çevre bundan olumsuz etkilenir.

İnsanların ve hayvanların ihtiyaçları karşılanamaz hale gelip hayatları tehlikeye bile girebilir. Bu sebepten atalarımız "Yaş kesen baş keser" diyerek konunun hassasiyetini belirtmişlerdir. Bu söz de Müslümanların ağaç ve yeşilliğe ehemmiyet verip, duyarlı olduklarını gösterir.

Peygamberimiz bir hadislerinde buyurmuştur ki: "Müslüman bir adam bir fidan diker veya ekin eker de ondan bir yabani hayvan, kuş, yahut başka bir canlı yerse, muhakkak o yenilen şey onun için kıyamete kadar sadaka olur." (Buhari, "Edeb", 27)

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Baharın Habercisi: Nevruz

Yeni gün anlamında Farsça bir kelime olan Nevruz, Türk kültüründe, habarın gelişini, doğanın uyanışını temsil etmekte; bolluk ve berekete kavuşmanın simgesi olarak kabul edilmektedir.

Geçimlerini toprağa ve hayvancılığa bağlı olarak sürdüren eski Türkler, hayvanların otlağa çıkarılması ve ekin döneminin başlaması için, 21 Mart tarihini yılın başlangıcı olarak kabul etmişler ve "Nevruziye" veya "Bahariye" denilen şiirlerle farklı eğlence ve etkinliklerle bayram olarak kutlamışlardır.

Nitekim Nizamü'l-Mülk, Siyasetname adlı eserinde bu bayramın aynı zamanda yılbaşı olduğunu belirterek Nevruz geleneklerini anlatmaktadır.

Osmanlı döneminde, özellikle padişahın nevruz tebriklerini kabul ettiği, halkın Nevruz'unu kutladığı 21 Mart tarihli, Nevruz-ı Sultani olarak anılmaktadır. Bu günde, gazel ve kaside olarak yazılan Nevruziye adlı şiirler padişahlara ve devlet adamlarına sunulurdu.

Nevruz kurlamaları Cumhuriyetin ilk yıllarında da resmi olarak devam etmiştir. Nitekim 22 Mart 1922 tarihinde Ankara'da Nevruz şenlikleri düzenlenmiş ve Atatürk'de bu şenliklerde hazır bulunmuştur.

Nevruz, 1991 yılında Türk Dünyasında ortak bir bayram günü olarak kabul edilmiş; Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan ise bu günü Milli Bayram ilan etmişlerdir.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Ölüm Hayatın Aynasıdır

Ölüm deyince herkes inancına, anlayışına, zihin ve gönül haline göre farklı duygular yaşar. Ölüm kimi için korku olurken, kimi için de sevgiliye kavuşma anıdır.

Her ne şekilde düşünülürse düşünülsün, ölüm hayatın bir gerçeğidir, kaçınılmaz bir sondur. İnsan için önemli olan "ölüm hali"nin nasıl olacağıdır.

Bir kimsenin ölüm anı hem geçmiş hem de sonraki hayatı hakkında fikir verir. Başka bir ifade ile ölüm, her insanın dünya hayatındakiş yaşama biçimine göre sonuçlanır.

Bir mümin ölürken yanına gelen melek ona, üzülmemesi, korkmaması, kendisine vaat edilen cennetle sevinmesi doğrultusunda müjde verir (Fussilet, 41/30).

Böyle bir hal ile karşılaşan mü'min mutlu olur, bir an önce rabbine kavuşmayı ister. İnançsız ölen kimseye de amili doğrultusunda cezaya maruz kalacağı gösterilir. Böyle bir kimsede ölümden nefret eder, ölmeyi istemez.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Müslüm Kardeşine Üç Günden Fazla Dargın Duramaz

Müslümanlar kardeştir. Ancak, dinen kardeş olmarına rağmen Müslümanlar arasında da kırgınlıklar yaşanabilmektedir. Kırgınlık ve gerginlik sonrası öfkenin yatışması için en fazla üç gün mühlet verilmiştir.

Peygamberimiz şöyle buyurur: "Birbirinizle ilgiyi kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize kin beslemeyin, kıskanç olmayın, Allah'ın kulları kardeş alun! Müslümanın, Müslüman kardeşine üç günden fazla dargın durması helal değildir. İki Müslüman birbirleriyle karşılaştıkları zaman birisi yüzübü şu tarafa çevirir, diğeri ise öteki tarafa çevirir. Halbuki bu iki müslümanın hayırlısı önce selam verendir." (Tirmizi, "Birr" ve "Sıla", 21,24)

Yüce Allah da dargınların barıştırılmasını emreder: "Müminler ancak kardeştirler, onun için iki kardeşinizin aralarını düzeltin ve Allah'tan korkun ki, rahmete layık olasınız!" (Hucurat, 48/10)

Tabiundan Said b. Müseyyeb, iki kişinin arasını düzeltip, dargınları barıştırmayı birçok nafile namazdan ve sadaka vermekten daha üstün görmektedir. (Muvatta, "Hüsnu'l-Hulk", 1)

Müslümana yaraşan, barışmak ve barıştırmak olmalıdır.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

İslam Kardeşliğinin Gereği

Kur'an, "Müminler ancak kardeştir" (Hucurat, 49/10) ilkesi ile müminlerin birbirlerine karşı duruşunu belirler.

Hz. Peygamber Müslümanların maddi ve manevi her konuda birbirlerine yardımcı ve destek olmalarını sağlamak için önce Mekke'de Müslümanlar arasında kardeşlik (Muahat); hicretten sonra da ikinci kez Muhacirlerle Ensar arasında kardeşlik ilan etmiştir. Bunun sonucu Müslümanlar, Mekke ve Medine'de her konuda birbirlerine destek olmuşlar, sahip oldukları tüm imkanları birbirleriyle paylaşmışlar ve bu konuda çok anlamlı örnekler sunmuşlardır.

Din kardeşliğinin anlamı, dinin gereklerini yerine getirmede birbirine madden ve manen yardımcı ve destek olmak demketir.

Kardeşler arası dayanışma karşılıksızdır, sevgi temellidir, diğerkamlık esası üzerine kurulmuştur. Bu esasa göre mü'min, komşusu/kardeşi aç yatarken tok yatamaz, kendisi için istediğini kardeşi için de ister.

Hz. Peygamber, "Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et" (Buhari, "İkrah", 7) buyurur.

Buna göre mazlumun elinden tutarak ona destek vermeli, zalimin de zulmünden vazgeçirerek ona yardım etmelidir. Zira gerçek kardeş, iyi zamanda olduğu gibi, zor zamanda da kardeşinin iyiliğini düşünendir.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Münafık

Münafık, sözlükte kaybolmak, eksilmek, geçmek ve tükenmek anlamındaki "n-f-k" kökünden türemiştir. Din ıstılahında ise, kalbi ile inanmadığı halde inkarını saklayıp, dili ile inandığını söyleyerek mümin görünen kimseye denir.

Münafıklar, iman eden samimi Müslümanlardan dış görünüş olarak ayrılmazlar; fakat içyüzleri bambaşkadır. Kur'an-ı Kerim bunları şöyle ifade eder:

"İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde "Allah ve ahiret gününe inandık derler" (Bakara, 2/8); "Münafik erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların takendileridir." (Tevbe, 9/67)

Peygamberimiz (s.a.s.) de münafıkların, konuştuklarında yalan söylediklerini, verdikleri sözde durmadıklarını, emanete hıyanet ettiklerini, düşmanlıkta aşırı gittiklerini bildirmiştir (Buhari, "İman", 24; Müslim, "İman", 107).

Bu nedenle münafıklar yaptıkları çirkin işler ile büyük bir yanılgıya düşerler. Çünkü en ufak bir samimiyetsizlik bile iman gözüyle bakıldığında hemen anlaşılabilir.

Fakat her şeyden önemlisi gizlinin gizlisini bilen, her şeyin iç yüzünden haberdar olan Allah bu kimselerin ibadetlerinin geçersizliğini "...yapmakta oldukları şeyler (ibadetler) de geçersizdir." (A'raf, 7/139) ayetiyle belirtmektedir.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Allah'ın Sevmediği Kimseler

"Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez." (Nisa, 4/36)

Bu ayette belirtildiği gibi Allah (c.c.), kibirlenenleri sevmez.

Kibir; insanın kendisini başkalarından üstün görme hastalığıdır. İnsanlar arası münasebetlerde kendini beğenerek diğer insanları küçük görmek, övünmek, böbürlenmek, büyülük taslamaktır.

Basireti kör eden kibir, Allah'ın rahmetinden kovulmaya sebep olan şeytani bir özelliktir.

Allah Teala "Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin." (İsra, 17/37) buyurarak, kibrin ne kadar çirkin olduğunu; Rasulullah Efendimiz de ; "Kalbinde hardal tanesi kadar iman bulunan bir kimse cehenneme girmez. Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse de cennete girmez." (Müslim, "İman", 147) buyurarak kibirlinin ahiretteki durumunu haber vermektedir.

Allah'ın (c.c.) rahmet ve mağfiretini istiyorsak kalbimizi kibirden uzak tutup insanlara sevgi ve hoşgörü ile yaklaşmalıyız.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Nerde Birlik, Orda Dirlik

Kur'an ve Sünnet, dirliğin yolunun birlikten geçtiğini ısrarla vergular. Birlik, Yüce dinimiz İslam'ın tevhid dini olarak, toplumsal hayatta en fazla önem verdiği hususlardandır.

İslam'da Tevhid'in sosyal plana yansıması ve toplumun bütünlük içinde yaşaması, Müslümanların dünya hayatında huzurlu yaşamalarının bir anahtarıdır.

"Nerde birlik, orda dirlik", İslam'ın bu yaklaşımını en güzel ifade eden şiarlardandır. Bu demektir ki birliğin olmadığı yerde dirlik, düzen ve huzur olmaz.

"Toplam Allah'ın ipin sarılın, parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini anın..." (Al-i İmran, 3/103) ayeti de İslam'ın Müslümanların birliğine verdiği önemi ortaya koymaktadır.

Tevhid, inanç planında Allah'ın birliğini ifade ederken sosyal planda da toplumun birliğini ifade eder. Esasen gerçek tevhid inancı, İslam'da, toplumsal birliğin sağlanmasıyla tamamlanabilmektedir.

İslam'da birliğin esas olduğu toplumsal hayatta, faklı görüş, düşünce ve oluşumlara yer vardır, ama tefrikaya, parçalanmaya, bölmeye, bölünmeye ve ihanete yer yoktur. Bu anlamda birlik, gerçekten de dirlik demektir.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

İslam'da Kadın

İslam inancına göre Hz. Adem bütün insanlığın atası olduğu gibi, Hz. Hava da annesidir. İslam'da kadın yaratılış itibariyle erkeğe göre ikinci derecede bir değere sahip değildir.

İlke olarak insanların en değerlisi, takvada en üstün olanıdır. Nitekim, Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır..." (Tevbe, 8/71) ifadesiyle erkeğin kadından üstün olmadığı vurgulanmıştır.

İlk Müslüman kadınlar büyük hizmetler yüklenmekten kaçınmamışlar, askeri ve siyasi işlerde erkeklere yardımcı olmuşlar, savaşlarada bile büyük fedakarlıklarda bulunmuşlardır.

Hz. Hatice Müslümanlığı kabul eden ilk kadın olarak bu fedakarlıkların en büyük örneğidir.

Hz. Peygamber (s.a.s.) devrinde kadın sahabiler ilme de büyük katkıda bulunmuşlardır. Hz. Peygamber (s.a.s.)in hadislerini rivayet eden Hz. Aişe ve Hz Fatıma gibi pekçok kadın sahabi vardır.

İslam nazarında kadın, incitilmemesi, şefkat gösterilmesi gereken bir varlıktır.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Emanet

Güvenilir olmak, doğruluk, bir kimse koruması için geçici olarak verilen şey gibi anlamlara gelmektedir.

İslam literatüründe emanet oldukça geniş kapsamlı bir kavram olup, bir kimseye koruması için geçici olarak verilen malın yanında, ücret, kira, ortaklık hakkı, buluntu gibi maddi haklar ile iman, inadet ve ruh sağlığı, servet, makam ve mevki gibi imkan ve kabiliyetleri; sözleşmeleri; mesken ve aile mahremiyetine saygı, nimet ve ikrama teşekkür, selama karşılık verme, sırların saklanması gibi dini, ahlaki, sosyal ilke ve kuralları kapsamaktadır.

İslam'da emanet bırakılan kimse kural olarak emin kimse sayılır ve iyi niyetli olduğu kabul edilir ve emanet derecede titizlik gösterdiği sürece mala gelen zarardan sorumlu olmaz.

Ancak kişi bilerek, ölçüsüz, aşırı ve kusurlu davranarak malın zarar görmesine sebep olmuşsa verdiği zarardan sorumlu tutulur.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Hz. Aişe'nin İslam Kültüründeki Yeri

Hz. Aişe validemiz Mekke-i Mükerreme'de doğmuş ve Medine-i Münevvere'de vefat etmiştir. Müslüman kadınlar içerisinde Hz. Aişe validemizin çok büyük yeri vardır. O, Peygamberimiz (s.a.s.)'in saygıdeğer eşlerinden olup, Hz. Ebü Bekir'in kızıdır. Hz. Aişe (r.a.), son derece zeki, bilgili, haya sahibi idi. Peygamberimiz (s.a.s.)'i çok sever ve onu hiç üzmez, kırmazdı.

Onun zekasına, yüze ahlakına ve ilmine hayran olmamak mümkün değildi. Öğrendiği hiçbir şeyi unutmazdı.

O, İslam'ın kadınlarla ilgili pek çok meselelerini Peygamberimizden öğrenir, Müslüman kadınlar da onun vasıtası ile öğrenirlerdi. Rivayet ettiği hadislerin sayısı ikibinin üzerindedir.

Sayısız öğrenciyle birlikte, öksüz ve yetimleri bakıp beslemiş, eğitmiş ve ilmini onlarla paylaşmıştır. Hadis alimleri ondan rivayet edilen hadisleri derlerken, fıkıh alimleri de onun içtihatları ve fetvalarını kaynak almışlardır.

Peygamberimiz (s.a.s.)'in vefatından 47 yıl sonra vefat eden ve Peygamberimizin yanına gömülmek isteyen Hz. Aişe validemiz, Hz. Ömer (r.a.)'in şehit edilmesinden dolayı, kendisine ayrılan yere Hz. Ömer'in defnedilmesine müsaade etmişti.

Vefat ettiğinde vasiyeti üzerine Cennetü'l-Baki Kabristanlığına defnedilen Hz. Aişe validemiz, ilmi, cömertliği, kahramanlığı, aile yaşantası, edebi, vakarı, iffeti ve sabrı ile Müslüman kadınlara örnek olmuştur. Ashabı-ı Kiram arasında Ümmü'l mü'minin (Mü'minlerin annesi) olarak da büyük hürmet görmüştür.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Rüzgar Eken Fırtına Biçer

İnsanoğlu, karşılaştığı zorluklarla mücadelesinde çeşitli yöntemler geliştirir. Ama bunlar içinde sonradan en pişman olduğu tutumu, öfkeli haliyle takındığı tutumudur.

Haklı bile olsa kontrolden çıkmış öfkeyle hareket eden kimsenin aklı, daima ikinci planda kalacağından o kimsenin yanlış ve adaletsiz davranması neredeyse kaçınılmazdır.

Bu kontrolsüzlük, o an hesaplanamayan bir dizi hatayı beraberinde getirebilir.

Bazı hatalar vardır, haksız yere kalp kırmak gibi telafisi imkansızdır. Özellikle bu tür hatalar, insanının canını, öfkeye yol açan olaydan daha çok yakabilir.

Sonradan pişman olmamak için şiddetli tepki gösterilebilecek anlarda bile basireti kaybatmemek, esas olmalıdır. Böylece adaletten ve aftan yana takınılacak bir tutum, Allah'ın rızasına en uygun davranış biçimi olacaktır.

Atasözümüzdeki "rüzgar ve fırtına" sözleri bu durumu en özlü biçimde örneklemektedir. Rüzgardan daha şiddetli olan ve çevreye zarar veren fırtına, mecaz anlamda, tabiata zarar verenin verimsizlikle, insana saygı duymayanın yalnızlıkla karşılaşması vb. hayatımız içinde karşılık bulan birer manevi fırtına olarak düşünülebilir.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Mevlid Kandili

Yüce Yaratıcınıninsanlığa gönderdiği en son rahmet elçisi, Hz. Muhammed'in Allah'tan getirdiği mesajları anlamak, onun örnek ahlakını özümsemek, ona duyulan derin sevgiyi gönüllerden sözlere ve toplumsal bilince aktarmak amacıyla milletimiz, her yıl artan bir heyecanla onun dünyaya gelişini Mevlid Kandili olarak kutlamaktadır.

Kandiller; ışıklarıyla sadece karanlık gecelerimizi değil, aynı zamanda manevi feyziyle de daralan gönüllerimizi aydınlaran gecelerdir.

Kandiller; öze dönüşün, Yüce Yaratanımıza yürekten yakarış ve yönetilişin, günahlarla kirlenmeye yüz tutmuş gönüllerimizi arındırmanın, kısaca bize, kendimizi bulma ve bilmenin, nefsin yanıltıcı arzu ve isteklerinden uzaklaşmanın imkanlarını sunan kutlu zaman dilimleridir.

İşte Mevlud Kandili de insanı insan yapan bütün güzelliklerin odaklandığı bir şahsiyet olan Hz. Peygamberin doğumunu kutladığımız, onun hayatımızı aydınlatan insanlık ve merhametini, insaf ve adaletini, kerem ve cömertliğini, kısaca insanlığa sunduğu değerleri anlayıp hayatımızı onun yüce ahlakıyla güzelleştireceğimiz bir tazelenme mevsimidir.

Mevlid Kandilinin bütün insanlığa sevgi, rahmet, huzur ve barış getirmesini, Sevgili Peygamberimizi daha iyi tanımamıza vesile olmasını Yüce Allah'tan niyaz ederiz.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Ticaret Ahlakı

Peygamberimiz (s.a.s.): "Dürüst, güvenilir tüccar, peygamberler, sıddıklar, şehitler ve Salihlerle beraberdir." (Tirmizi, "Büyu", 4)
İşlerinde doğruluk ve dürüstlüğü prensip edinen kişiler toplumda saygı görür ve çevrelerinde sevilen insanlar olurlar. Alış-veriş ahlakı dünya genelinde evrensel kurallara sahiptir.
Her toplumda insanlar doğru ve dürüst satıcılardan alış-veriş yaparlar. Çünkü hiç kimse kandırılmış ve aldatılmış olmayı içine sindiremez.
Bunun için de her türlü alış-veriş işinde kendisini aldatmayacak satıcılara gider, alacağı şeyi anlardan tereddütsüz alır. Çünkü güven duyduğu kişinin kendisini kandırmayacağını bilir.
Birisi bir şey satacağı zaman da kendisini aldatmayacak bir alıcı arar. Zira her müslüman bilir ki alış-verişinde dürüst olan insanları Peygamberimiz (s.a.s.), çok güzel bir öüjde ile ödüllendirmiştir.
Bu da bi rinsanın erişmesi çok zor bir mevki olan salih kişiler, şehitler, sıddıklar ve Peygamberler ile aynı düzeyde muamele görmektir.
Alış-verişte düsürtlüğü ilke edinerek Peygamberimizin müjdesine muhatap olmak ne büyük şereftir.
Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Merhamet

"Merhamet etmeyene merhamet olunmaz." (Buhari, "Edeb", 18)

Acımak, merhametli olmak dinimizin üzerinde önmele durduğu prensiplerden biridir. Allah Teala'nın isimlerinden bir tanesi de acıyan, bağışlayan, merhamet eden ve merhametli olan anlamlarına gelen Rahim'dir. Kur'an-ı Kerimde'de konuyla ilgili pek çok ayeti kerime vardır.

Sevgili Peygamberimiz merhametli bir kişiliğie sahipti. O başkalarının hiddetle yaklaştığı pek çok olaya merhametle yaklaşmış, insanların kalbini daha kolay bir şekilde kazanmıştır.

Sevgili Peygamberimiz aile halkına, Müslümanlara ve özellikle çocuklara karşı şefkat ve merhametliydi. Sokakta çocuklarla oynar, şakalaşır, bir yetim görse onunla ilgilenir, başını okşardı.

Bir gün Peygamberimiz torunları Hz. Hasan ve Hüseyin ile oynuyor ve onları öpüyordu. Sahabeden Akra b. Habis onun bu halini görmüş ve yadırgayarak "Ey Allah'ın Rasulu! Benim on çocuğum var, daha onlardan hiç birini kucağıma alıp öpmedim" deyince ona cevaben "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz" (Buhari, "Edeb", 18) buyurarak bu halinin sevginin, merhametin bir nişanesi olduğunu beyan etmişlerdir.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Allah'ın Rahmeti

"De ki: Ey kendi aleyhinde aşırı giden kullarım. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O çok bağışlayan çok Affedendir." (Zümer, 39/53)

Bu hitap, Allah'ın (c.c.) kullarına sevgisinin, rahmetinin ve affının büyüklünü göstermesi açısından çok önemlidir.

İnsan, yeryüzünün halifesi olarak yaratılmıştır. Doğrularla yanlışları ayırdedebileceği bir akıl ve iradeyle donatılmıştır.

Ayrıca Allah (c.c.) gönderdiği kitaplar ve peygamberlerle ilahi hakikatleri açıklamıştır. İnsanlardan beklenen ise güçleri yettiği kadar Yaratanın emirlerine tabi olmaktır.

Fakat insanoğlu yasakları çiğneme konusunda zayıf bir tabiata sahiptir. Kendine ve bütün insanlığa zararı dokunan pek çok günahı işleyebilmektedir.

İşte Rabbimiz bu hitabında, işlenen günah n ekadar büyük olursa olsun, kulun affedilme konusunda ümitsizliğe düşmemesi ve tevbeye yönelmesi gerektiğini belirtmektedir. Çok merhametli olan Yaratıcının affından ümit kesmek, şeytanın aldatmalarındandır.

En büyük ginahları bile samimi bir tevbeyle affedeceğini bildiren Yüce Rabbimizin merhameti ne büyüktür.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Hasetten - Kıskançlıktan Kaçınmak

İnsan nefsinde yaratılış gereği iyi duygular olduğu gibi haset, kıskançlık ve aç gözlülük gibi olumsuz duygular da bulunmaktadır. Bu duygular insanı hayatı boyunca etkisi altına alır.

Haset, kıskanmak, çekememek, başkasında bulunan nimetlerden dolayı rahatsız olup kişiden o nimetlerin gitmesini istemektir. Haset, kalpte bulunan ve insanı kötülüklere sürükleyen en kötü hastalıklardan birisidir.

Müslümanın haset ve çekişmede değil hayırda yarışması gerekmektedir. Eğer insan bencillik eder başkalarının iyi durumda olmasını istemez ise bu dünyada mutlu olmadığı gibi ahiretini de mahveder.

Haset şeytani bir duygu olup, o duygudan her Müslüman'ın kendisini koruması gerekir. Konuyla ilgili Hz. Peygamber (s.a.s.) "Ateşin odunu yakıp bitirmesi gibi haset de iyilikleri yok eder" buyurmaktadır. (Ebu Davud, "Edeb", 44; İbn Mace, "Zühd". 24)

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Hediyeleşme

Hediyeleşme adetinin neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir geçmişi vardır. Hz. Peygamber, hediyeleşmenin insanlar arısındaki sevgi ve dostluğu geliştirdiğini, cimrilik, kıskançlık ve bencillik gibi kötü duyguları giderdiğini ve rızkın genişletilmesine vesile olduğunu belirterek hediyeleşmeyi teşvik etmiş (Muvatta, "Hüsnü'l-hukuk", 16), haklı bir sebep olmadıkça verilen hediyelerin geri çevrilmemesini istemiştir.

Sevgili Peygamberimiz, başta aile fertleri olmak üzere yakınlarına, arkadaşlarına ve komşu ülke hükümdarlarına çeşitli hediyeler vermiştir. Peygamberlik görevinin de bir gereği olarak kendisine verilen sadakaları geri çevirmiş, ancak temiz ve helal olduğu sürece hediyeleri kabul edip, hediyelere yine hediye ile karşılık vermiştir (Buharı, "Hibe", 7).

Günümüzde giderek zayıflayan aile ve toplum bağlarının güçlenmesinde Hz. Peygamber'in söz ve davranışlarıyla örnek olduğu hediyeleşmenin ayrı bir katkısı olacaktır.

Bu nedenledir ki , Müslümanlar hediye alıp vermenin sünnet olduğu bilinciyle hareket etmeli, çeşitli mutlu olaylar vesilesiyle bu güzel geleneği yaşatıp geliştirmelidirler.

Ancak, hediyeleşme adet ve geleneğinin sürdürülmesi için maddi güç ve imkanlar zorlanmamalıdır.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Allah Her Şeyi Görür

Yüce Allah kendi şanına uygun bir halde Basar (görme) sıfatıyla vasıflanmıştır. Bakmak, görmek, bilmeki görüş sahibi olmak anlamlarına gelen bu kelime; Allah'ın sıfatı olarak aydınlık ve karanlıkta her şeyi gören demektir. Bir ayette; "Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür." (Bakara, 2/110) buyrulmaktadır.

Allah, alet ve vasıta olmaksızın her şeyi görür. Hiçbir şey onun görmesinden gizli kalamaz. En karanlık gecelerde, karıncaların ve daha küçük yaratıkların kımıldamalarını görür ve bilir. Şüphe yok ki görememek ve bilememek büyük bir noksanlıktır. Böyle noksanlıklara sahip olanlar, İlah olmazlar. Yüce Allah ise bütün noksanlıklardan uzaktır.

O halde mümin, her zaman ve her yerde davranışlarına dikkat etmeli ve her işinde ölçülü olmalıdır. Çünkü insanlar yaptıklarımızıgörmeyebilir, konuştuklarımızı duymasa da Yüce Rabbimiz her şeyi görür ve bilir. Nitekim Kur'an'da, "Dilediğinizi yapın, Şüphesiz o, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir." (Fussilet, 41/40) burulmaktadır.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Hz. Musa Firavun Mücadelesine Bir Örnek

Hz. Musa İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerdendir. Peygamberliği sırasında azim ve kararlılıkla insanları Allah'a imana davet eden Hz. M usa'nın başından birçok olay geçmiştir. Kur'an-ı Kerim'de anlatılan Hz. Musakıssaları insalara pek çok şey öğretir. Bu kıssalardan bir tanesini kısaca aktaralım:

Hz. Musa devrin zalim kralı Firavun'a Allah'tan aldığı öğretileri aktarmak ve onu aydınlatmak ister. Firavun'un bütün kibrinei huysuzluğuna ve düşmanca tavırlarına karşın ona karşı nezaketi elden bırakmaz. Firavun Hz. Musa'yı müzadelesinde yenilgiye uğratmak için onu sihir yarışına davet eder. Bütün sihirbazlarını toplar ve marifetlerini göstermelerini emreder. Ancak Yüze Allah'ın mucizevi müdahalesinin sonucu olarak Hz. Musa'nın asası kocaman bir yılan olur ve sihirbazların uyduruk yılanlarını yutar. Halkın önemli bir bölümü zaten Hz. Musa'yı öteden beri çok sevdiklerinden gördüklerinin ihtişamından da etkilenerek Allah'a iman ederler. Bunun üzerine Firavun ve yandaşları Hz. Musa'yı ele geçirmek ve onu yok etmek isterken Kızıldeniz'ın sularında yine Allah'ın bir mucizesi olarak helak olurlar.

Read More......

Beddua

Beddua; herhangi bir sebepten dolayı bir kimse hakkında kötümser istek ve temennide bulunmaktır. İnsanın, kendisi veya başkaları aleyhinde "Allah kahretsin, Allah belasını versin" gibi ifadelerle yaptığı dualara beddua denir.

İslam, beddua etmeyi yasaklamıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.): "Kendi aleyhinize, evlatlarınızın ve mallarınızın aleyhine sakın beddua etmeyiniz ki; duaların kabul olacağı bir saate rastlarsınız da bedduanız kabul olmuş olur." (Müslim, "Zuhd", 74) buyurmuştur.

Peygamberimiz (s.a.s.) rahmet peygamberiydi; beddua etmekten kaçınırdı. İslam'ı tebliğ için Taif'e gittiğinde, orada kötü davranışlarla karşılaşmış; dönüşte taş yağmuruna tutulmuş, ayakları kanlar içerisinde kalmıştı. Allah tarafından kendisine; "Onlar aleyhinde yapacağı bedduanın kabul edileceği, dilerse onları helak edeceği" bildirilmiş; fakat O; "Hayır, belki bunların neslinden sana ibadet edecek çocuklar doğar. ya Rabb" (Buhari, "Bed'ül-Halk", 7) demişti.

Uhud'da dişini kıran, yüzünü yaralayan düşmanları için: "Allah'ım! Kavmimi hidayete erdir, çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar" diye dea etmişti.

Peygamlerimizin Allah düşmanlarına beddua ettiği de olmuştur. İslam davetçilerini şehit eden Kilab kabilesine, Kabe'de namaz kılarken kendisiyle alay eden müşriklere, Hendek muharebesinde düşmana beddua etmiştir.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Allah'ın İsimleri - El Esmâ ül Hüsnâ

En güzel isimler Allah'ındır. O'na o güzel isimleriyle duâ edin. Ve O'nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın, onlar yaptıklarının cezâsına çarptırılacaklardır

Allah'ın Adları
İsim Arapçası Açıklama
Adil العدل Herkese hakkını veren,
Afüv العفو Günahları affedip sâhibini cezâlandırmaktan vazgeçen
Âhir الآخر Varlığının sonu olmadığını belirtir ve insanlara vadettiği sonsuz hayâtı veren
Alîm العليم Bilgisi sonsuz olan, herşeyin farkında olup en ince noktasına kadar bilen
Aliyy العلي Yüksek, büyük ve yüce, güçte, bilgide, hükümde, irâdede ve diğer bütün yetkin sıfatlarında üstün olan
Allah الله Kendisinden başka olmayan "O" ilah. El-İlah'dan türemiştir.Diğer isimleri kapsar.
Azîm العظيم Çok yüce ve sınırsız ve kayıtsız büyüklük, üstünlüğün tek sâhibi, pek azametli olan, yüce.
Azîz العزيز İzzet sâhibi, mağlup edilmesi imkânsız olan, her şeye galip olan.
Bâis الباعث Ölüleri dirilten, her canlıyı ölümünün ardından yeniden dirilten.
Bâkî الباقي Süreklilik sâhibi, sonsuza kadar kalan, sonsuz.
Bâri' البارئ Yarattıklarını temiz ve sağlam bir nizâm üzere yaratan, olgunlaştırarak birbirinden farklı niteliklerde meydana getiren, âzâ ve cihazını birbirine uygun yaratan.
Basîr البصير Herşeyi her yönüyle eksiksiz gören, yarattıklarına da görme duyusunu veren.
Bâsit الباسط Her hayrı veren, lütuf ve rahmetini kullarına yayan, dilediğine bolluk veren.
Bâtın الباطن Gizli, cisim olarak görülmeyen, varlığı gizli olan, ancak varlığı da kesin olarak bilinendir.
Bedî البديع Emsalsiz, acâyip ve hayret verici âlemler yaratan.
Berr البَرّ İyilik ve güzellik, bağışta bulunma, kullarına yardımcı olma
Câmi الجامع İstediğini istediği şekilde, istediği zaman, istediği yerde toplayan.
Cebbâr الجبّار Azamet ve kudret sâhibi, istediğini mutlak yapan, dilediğine muktedir olan.
Celîl الجليل Büyüklük ve ululuğu pek yüce olandır.Güzeller güzeli.
Dâr الضار Zarar verici şeyler yaratan
Evvel الأوّل Herşeyden önce, öncelerin öncesi, başlangıçların yaratıcısı ve varlığının öncesi olmayan
Fettâh الفتّاح Kulların her türlü güçlük ve sıkıntılarını açan ve kolaylaştıran
Gaffâr الغفّار Kullarının günâhlarını tekrar tekrar affeden ve çok bağışlayan yüce varlık
Gafûr الغفور Mağfiret eden, suçları bağışlayan, affeden.
Ganî الغني Çok zengin, hiçbir şeye muhtaç olmayan.
Habîr الخبير Her şeyden haberdâr olan, herşeyin iç yüzünden ve gizli tarafından her yönüyle bilen
Hâdî الهادي Hidâyete kavuşturan, kulunu hayırla muvaffak kılan.
Hâfıd الخافض Allah'ın emirlerini dinlemeyen, başkalarını beğenmeyen, büyüklenip hak ve hukuk tanımaz zorbaları; rezil, perişan eden.
Hafîz الحفيظ Muhafaza eden, koruyup saklayan, yapılan işleri bütün ayrıntılarıyla saklayıp, herşeyi belli vaktinde âfet ve belâlardan koruyan.
Hakem الحكم Hikmet sâhibi olan, yaptığı her işte hikmeti gözeten, hükmeden.
Hakîm الحكيم Herşeyi inceliğiyle bilip buna göre emir ve yasakları vâzeden, buyrukları ve bütün işleri yerli yerinde olan
Hakk الحقّ Varlığı hiç değişmeyen, hiç yok olmayan ve gerçek olan.
Hâlik الخالق Yaratıcı olan
Halîm الحليم Acele etmeyen, günahkârların cezâsını vermeye güç yetirdiği onlara yumuşak davranarak cezâlarını geriye bırakan, hilmi çok olan
Hamîd الحميد Çok övülen, övgüye en çok layık olan.
Hasîb الحسيب Herkesin yaptıklarını tâkdir eden, yapılanları bütün ayrıntılarıyla bilip her insanı hesâba çekerek yaptığının karşılığını veren
Hayy الحيّ Ezelî ve ebedî diri olan, uyuklama, yorulma gibi noksanlıklardan uzak olan.
Kābid القابض Herşeyi sonsuz kudreti altına alan, bu kudretiyle kuşatıp kavrayan, herşeyi emri altına alıp tutan
Kādir القادر Kudret sâhibi, tükenmez kudreti olan, istediğini dilediği gibi yapmaya muktedir olan
Kahhâr القهّار haddi aşanları çok şiddetli kahreden.
Kaviyy القويّ Kudretli, güçlü ve sınırsız kuvvet sâhibi olan
Kayyûm القيّوم Yarattıklarının işini çeviren, her işleneni bilen, evveli olmayan.
Kebîr الكبير çok büyük
Kerîm الكريم Cömert, kerem sâhibi; muktedirken affeden, cömertlik duygusunu veren, va'dini yerine getiren, çok ikrâm edici
Kuddûs القدّوس Her türlü hatâ, gaflet ve âcizlikten, eksiklikten uzak, mutlak kemâl sâhibi
Latîf اللطيف En ince işlerin bile bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nûfuz edilemeyen en ince şeyleri de yapan
Mâcid الماجد Ulu ve cömert, şânı yüce anlamlarını taşımaktadır. Kadri ve şânı büyük, kerem ve müsamahası bol.
Mâlik-ül Mülk مالك الملك Mülkün ebedî ezelî sâhibi.
Mâni المانع Bâzı şeylerin meydana gelmesine müsâde etmeyen, engelleyen.
Mecîd المجيد Şan, şeref, büyüklük ve kudretinden dolayı yüce olan ve güzel işlerinden dolayı da sevilip övülendir. Şeref, ancak kendi emir ve yasaklarına uymakla elde edilebilir (Hud, 11/73). Şanı, şerefi çok üstün olan.
Melik الملك Mülkün sâhibi, mülk ve saltanatı devamlı olan.
Metîn المتين Metânetli, kuvveti çok şiddetli olup hiçbir iş zor gelmeyen, pek güçlü demektir.
Mu'ahhir المؤخّر Herşeyden sonra yine var olan; O'na uymayanları zelîl edip arkada bırakan, istediğini geri koyan
Mucîb المجيب O'na yalvaranların isteklerine icâbet eden ve karşılık verendir, teklifleri bilen
Muğnî المغني Dilediğine zenginlik veren, ihtiyaçlarını gideren, müstağni kılan.
Muhsin المحسن Çokça veren, sonsuz düşünülse bile herşeyin sayısını her yönüyle bilen
Muhyî المحيي Dirilten, canlandıran ve hayat veren
Muîd المعيد Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan
Muiz المعز İzzet ve ikrâm edici, şeref sâhibi
Mukaddim المقدّم Herşeyden önce olan, dilediğini öne alan; dilediğine maddî ve manevî nimetler verip yükselten, öne geçiren
Mukît المقيت Rızıkları yaratan, bilen, tâyin eden, her yaratılmışın rızkını veren.
Muksit المقسط Bütün işlerini dengeli yapan
Muktedir المقتدر Gücü herşeye yeten, herşeyi dilediği duruma getiren, kuvvet sâhipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden
Musavvir المصور Yaratmış olduğu varlıkların şekillendiren ve durumlarını tâkdir eden
Mübdî' المبدىء Hiç yoktan ortaya koyan, vâreden, yaratan
Müheymin المهيْمن Allah'ın görüp gözeten, herşeye şâhit olan, herşeyi koruması altına alan, onları muhâfaza edip saklayan
Mü'min المؤمن Îmân ve güven veren, her türlü şüphe ve tereddütleri kaldıran
Mümît المميت Öldüren, ölümü her canlıya tâkdir edip bunu uygulayan
Müntakim المنتقم İntikâm alan
Müteâli المتعالِ Yüksek ve yüce varlık
Mütekebbir المتكبّر Her hususta çok büyük ve azamet sâhibi ulu yaratıcı
Müzil المذل Yüce Allah'ın lâyık olanları zillete düşüren, zelîl kılan, onları hor ve hakîr eden
Nâfi النافع Hayr ve menfaat verecek şeyleri yaratan, faydalandıran.
Nûr النور Âlemleri nurlandıran, dilediğini nûr eden, nûr, ışık olan.
Râfi الرافع Kaldıran, yükselten ve yüksek olan
Rahîm الرحيم Bağışlayıcı, sevdiklerine ve müminlere (âhirette) merhamet eden.
Rahmân الرحمن ALLAH'ın zati ismi.Pek merhametli, şefkati ve nimeti her şeyi kuşatan.
Rakîb الرقيب Görüp gözeten, murâkebe eden, bütün varlıklar üzerine gözcü olup bütün işlerini kontrol altına alan
Ra'ûf الرؤوف Çok şefkat ve merhamet gösteren, çok esirgeyen, kolaylık sağlayan
Reşîd الرشيد Bütün âlemleri dosdoğru bir nizam ve hikmetle âkıbetine ulaştıran
Rezzâk الرزّاق Bütün yaratıkların rızıklarını veren
Sabûr الصبور Çok sabırlı olan, isyankârlardan acele intikam almayan
Samed الصمد Hiçbir şeye muhtaç olmayan, tüm canlıların ihtiyaçlarını gideren ve her türlü istekte doğrudan kendisine başvurulan
Şehîd الشهيد Herşeye şâhit olan, herşeyi hakkıyla gören, bilen ve muâmelesini de buna göre yapan
Şekûr الشكور Çok şükre lâyık olan, kendi rızâsı için şükredilen, şükür olarak yapılan iyi işlerin daha fazlasıyla karşılığını veren, insanlara nimetlerini artırarak şükür muâmelesi yapan
Selām السلام Her türlü eminliğin, salimliğin aslı olan,güvenlik verren. Selam, İslam sözcüğüyle aynı semantik kökten türer.
Semî السميع İşiten, işitme kuvvetine sâhip olan ve işitme gücünü veren
Tevvâb التوّاب Tövbeleri çok kabul eden, tövbe kapısını açık tutarak tövbe etme imkânı veren
Vâcid الواجد Vârolan ve herşeyi vâreden, icâd eyleyen; varlığı kendinden olan; dilediğini istediği anda var edip yaratan
Vâhid الواحد Tek, bir olan; kendisinden başka tanrı olmayan
Vâlî الوالي Yardım eden, destek veren, işleri düzenleyen, yöneten
Vâris الوارث Bütün servetlerin gerçek sâhibi
Vâsi الواسع Bağışlaması bol ve rahmeti çok olan
Vedûd الودود Çok şefkatli, muhabbetli, sâlih kullarını çok seven ve onlarca çok sevilen, onları rahmet ve rızâsına erdiren; sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya yegâne lâyık olan
Vehhâb الوهّاب Çok fazla bağışlayan
Vekîl الوكيل Hayâtını Allah'a tevekkül ederek düzenleyen ve böylece O'na sığınanların işlerinde kendilerine yardım eden
Velî الولي Dost, emir sâhibi ve iyi insanların, yâni müminlerin dostu (velîsi) olup onlara yardım ederek işlerini yöneten
Zâhir الظاهر Görünen, varlığında hiç şüphe olmayan, varlığı herşeyden âşikâr olan
Zülcelâl-i vel-İkrâm ذو الجلال والإكرام Hem azamet, hem de fazl-u kerem sâhibi.

Bir Ayet Bir Yorum
Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

Ebediyet Yurdu Cennet

Yüce Allah, rızasını kazanan kulları için, dünyadaki bu hayatın ardından, sonsuz ve eşsiz bir hayat yaratmıştır. Dünya hayatında, Allah'a samimi kul olan kimseler ahirette çok büyük bir mükafatla; içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan, sonsuz Cennet hayatıyla karşılaşacaklardır. (Maide, 5/85)

Müslümanlar için en önemli nimetlerden biri ahirette cenneti kazanmayı umabilmeleridir. Allah dünyayı Müslümanların Cennete özlem duyacakları şekilde yaratmıştır. Allah'ın ve ahiretin varlığına iman eden herkes, dünyada var olan nimetler karşısında hep cenneti hatırlayacak, bu nimetlerin geçici olduğunu bilerek Cennetteki asıllarını isteyecektir. Allah Cenneti tarif edip tanıttığı ayetlerle insanlara dünyadakilerle kıyaslanmayacak bir nimet ufku açmaktadır. "Orada dilekleri her şey onlarındır; katımızda daha fazlası da var" (Kaf, 50/35) ayetiyle Cennetteki bu nimet genişliği haber verilmektedir. Kur'an'da, iman edip salih amellerde bulunanlar ve Rablerine boyun eğenler, cennetlikler olarak nitelendirilir. Ve onlara orada ebedi kalacakları bir hayat vaad edilir. (Hud, 11/23)

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

İbadetin Kazandırdıkları

İnsanın kulluk bilincini geliştirmesinde ve dünyada karşılaştığı sorunların üstesinden gelmesinde ibadetlerin payı büyüktür. Yüce Allah, "Ey inananlar sabır ve namaz (sala) ile yardım isteyin" (Bakara, 2/153) emriyle insanoğluna kulluk bilincini nasıl oluşturacağına dair önemli bir ipucu vermektedir.

İbadetler hem Allah ile kul arasında bir iletişim, hem de insanlar arası ilişkilerde bir kaynaşma ve birlik vasıtasıdır. Namaz başta olmak üzere, zekat, hac ve oruç gibi temel ibadetlerin, ilahi rızayı sağlanmasının yanında, başka insani ve sosyal faydaları da vardır. Hakkı verilerek kılınan bir namaz insanı kötülüklerden alıkoyar. (Ankebut, 29/45) Zekat görünüşte malın azalmasına yol açan bir uygulama gibi olsa da gerçekte malın bereketlenmesine bir vesiledir. (Bakara, 2/276) Oruç vücudu maddi gıdalardan ve hazlardan bir süreliğine mahrum bıraksa da, diğer yandan ruhun manevi güzelliklerde beslenmesini sağlar.

O halde bizler ibadet ederek hem Allah'ın rızasını kazanma fırsatı yakalamış, hem de ibadetlerin sağladığı bedeni, ruhi ve sosyal bazı nimetlerden istifade etmiş oluruz.

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......

İçki

"Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz ?" (Maide, 5/91).

Kur'an'da içki, kumar, dikili taşlar, fal okları, şeytan işi pis şeyler olarak görülür ve bunlardan kaçınılması emredilir. Dünya ve ahirette kurtuluşa giden yol, bu tür kötülüğe sevkedici uğraşlardan uzak durmaktan geçmektedir.

İçkinin insanlar arasında kin ve düşmanlığı yeşerttiğine, etrafta duyulan ve görülen olaylardan şahit olmak mümkündür. Pek çok aile yuvası, içkiliyken yaşanan şiddeti kötü söz ve davranışlar dolayısıyla yıkılmaktadır. Trafik kazalarının bir kısmı, içkiliyken araba kullanmaktan dolayı gerçekleşmektedir. Bazen arkadaşlar arasında yapılan tatlı sohbetlerin, alkol alımı dolayısıyla kavga ve şiddetle bittiği işitilmektedir. Bunların yanında içkinin insana yaptığı en büyük kötülükler arasında, kulu, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoyması yer almaktadır.

Oysa, "Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur." (Ra'd, 13/28)

Bir Ayet Bir Yorum Bir Ayet Bir Yorum

Read More......